28 Kasım 2013 Perşembe

Prisoners (2013)



YönetmenDenis Villeneuve
OyuncularHugh JackmanJake Gyllenhaal
TürüSuc Drama Gerilim
IMDb Linkihttp://www.imdb.com/title/tt1392214/
Filmden Filme Notu 

"And every day, she's wondering why I'm not there to fucking rescue her! "

Arada sırada Amerikan sineması bize öyle filmler sunar ki, önce şaşırırız, sonra da Hollywood'un harcanmış ve harcanmakta olan potansiyelini düşünüp kızarız. Hugh Jackman ve Terrence Howard'ın kayıp kızlarını aradıkları iki babayı, Jake Gyllenhaal'un da bu kaçırılma olayını çözmeye çalışan dedektif Loki'yi canlandırdığı Prisoners işte tam böyle bir film.

İyi: Nereden başlayacağımı bilemiyorum, keza filmde iyi olan o kadar çok şey var ki. Öncelikle yönetmen Denis Villeneuve'yi ve görüntü yönetmeni Roger Deakins'i tebrik etmek lazım. Müthiş bir sinematografi, harika bir hikaye anlatımı ve oyuncu yönetimi. Kuzuların Sessizliği kadar iyi bir gerilim çıkmış ortaya. Deakins'e ayrı bir parantez açmak gerek. Kendisi Hollywood'da çalışan en iyi görüntü yönetmeni, 10 adet Oscar adaylığı var, ama daha heykeli almışlığı yok. Bu da akademinin en büyük ayıplarından biridir.

Başrollerdeki Jackman ve Gyllenhaal'un kimyaları çok iyi. İkisi de çok başarılı şekilde canlandırıyor bu iki takıntılı karakteri. X-Men filmlerine ve Bryan Singer'a ne kadar teşekkür etsek azdır Hugh Jackman'ı Hollywood'a kazandırdıkları için. Jackman, dini bütün Keller Dover karakterinin yaşadığı ikilemleri çok iyi yansıtmış. Belki bazısına abartılı gelecektir Jackman'ın oyunculuğu, ama benim görüşüm Jackman'ın tüm tercihlerinin çok yerinde olduğu yönünde. Gyllenhaal, işinin esiri olmuş Loki karakterini Jackman'ın aksine daha sade bir oyunculukla canlandırıyor, ortaya çıkan sonuç eşit derecede başarılı.

Film 2.5 saat ama bir dakikasında bile sıkılmıyorsunuz. Gerilim filmlerini sevenlerin kaçırmaması gereken bir film.

Kötü: Terrence Howard'ı sevsem de bu film için doğru bir oyuncu olmadığını düşünüyorum. Howard'dan ışın vehametine dair bir elektrik alamıyoruz.

Çirkin: Beni filmde rahatsız eden tek şey, Jake Gyllenhaal'ın dedektif Loki karakterini canlandırırken tercih ettiği tik. Yer yer göze batan bu tik, karakterin takıntılı yapısını anlatabilmek için kullanılmış belli ki, ama Gyllenhaal'ın oyunculuğu o kadar iyi ki, bu tike gerek kalmıyor o mesajı vermek için.


29 Eylül 2013 Pazar

Divided We Fall (2000) Musíme si pomáhat

Yönetmen
Oyuncular
Türü Komedi, Drama, Savaş
IMDb Linki http://www.imdb.com/title/tt0234288/
Filmden Filme Notu

İkinci Dünya Savaşı filmleri arasında farklı bir noktaya odaklanmış, etkileyici, şaşırtıcı bazen de kara komediye kaçan bir film Divided We Fall. Film; Alman işgali sırasında, çocukları olmayan Çek bir çiftin evlerinde Musevi bir genci saklamasını konu alıyor. Durumu karmaşıklaştıran ise, bu çiftin en yakın arkadaşlarının bir işbirlikçi olması.

İki ucu çıkmaz sokak olan bu üçlü ilişkinin ortasında; bu sırrı saklı tutmaya çalışan çiftin başından geçenler, çevresiyle ilişkileri, kendi aralarındaki çatışmalar, savaş ve savaşın alıp götürdükleri anlatılıyor.

İyi: Filmin değindiği noktalar gerçekten dokunaklı, daha önce izlemediğimiz türde bir savaş filmi. Naif ve bir o kadar da gerçekçi. Bugüne kadar onlarca 2. Dünya Savaşı filmi izlemişsinizdir, ya savaşın birebir kendisi ya da en ağır draması ele alınmıştır. Bu film bunların aksine, savaş sırasında iki arada bir derece kalanları, ne yapacağını bilemeyip farklı stresler yaşayanları ele alıyor.

Kötü: Genel olarak filmin kötü olarak sayılabilecek, göze çarpan büyük bir parçası yok. Bazı karakterler fazlaca karikatürize olmuş. Eğer o karakterler de daha gerçekçi inşa edilebilseymiş, 2001 yılında yabancı dilde en iyi film dalında aday olduğu Oscar’a kavuşabilecekmiş (Gerçi rakipleri  Crouching Tiger ve Amores Perros iken yine zor olurdu)

Çirkin: Çiftin verdiği bir karar var ve bu kararın kesinlikle tek alternatif olmadığını düşünüyorsunuz. Bu yüzden senariste biraz kızmak durumunda kalıyorsunuz. Ama senaryo bu, ister kabul et ister etme.

Sonuç: Eğer ikinci dünya savaşı sırasında çatışmanın ortasında olmayıp da Alman işgal topraklarındaki insanların yaşantılarını merak ediyorsanız, izlemenizi tavsiye ederim. İnce espriler ve hedefi on ikiden vuran gözlemler filmi daha da düşündürücü kılıyor. Komedi öğesi biraz arka planda olabilir ama bu da savaş filmi zaten, komedisi ne kadar çekilebilir ki…


21 Eylül 2013 Cumartesi

Elysium (2013)


Yönetmen Neill Blomkamp
Oyuncular Matt Damon, Jodie Foster
Türü Bilim Kurgu Aksiyon
IMDb Linki http://www.imdb.com/title/tt1535108/
Filmden Filme Notu

"It's just a flesh wound!"

2000'li yılların en çarpıcı bilim kurgularından District 9'in yönetmeni Neill Blomkamp'ın uzun süredir heyecanla beklediğimiz ikinci uzun metrajlı filmi Elysium, arka planda sınıf ayrımı ve sosyal adaletsizlik kavramlarının olduğu bir bili kurgu \ aksiyon. Daha önce adı Halo oyununun film adaptasyonu ile anılan Blomkamp, Halo projesinin gerçekleştiremese de filmde Halo'dan izler görmek mümkün.

Yoksulluk, yokluk ve çevre kirliliğinden yaşanmaz hale gelen Dünya'da yaşayan Max (Damon) bir iş kazası sonucu ölümcül miktarda radyasyona maruz kalır. Artık tek ümidi, sadece en üst tabakanın yaşama hakkını satın alabilecekleri, hastalığın ve ölümün olmadığı Elysium'a gidebilmektir.

İyi: Oyunculuk çok tatmin edici - Matt Damon ve Jodie Foster iyiler ama şovu Sharlto Copley çalıyor benim için. Copley'in canlandırdığı Kruger karakteri, sıradan bir psikopattan daha ötesi. ekranda olduğu her sahne korkutucu ve rahatsız edici.

Blomkamp, teknik açıdan kusursuz işler çıkarabilen bir yönetmen. yarattığı dünya görsel açıdan detaylı ve gerçekçi.

Kötü: Belki de District 9'daki zenginlikten, Blomkamp'ın dünyası, görsel olarak ne kadar zenginse, derinlik olarak da o kadar sığ geliyor bize. Elysium, sanki dünyanın en zenginlerinin yasağıdı, hastalıktan arınmış, teknolojinin çok ileri olduğu bir yer değil de şehrin zenginlerinin yaşadığı kısım. Benzer bir şekilde Elysium'un başkanı da bu şehrin belediye başkanından farksız. İster istemez daha iyi korunan ve yönetilen, daha izole bir yapı olmasını bekliyorsunuz Elysium'un.

Bir mesaj verebilmek, günümüz dünyasındaki sorunlar ile benzerlikler kurabilmek için hikayedeki bazı detaylardan feragat edilmiş olduğunu düşünüyorum. Bu baside indirgemeden diyalog da nasibini almış.

Çirkin: District 9'in görsel stili ve kullanılan belgesel formatı, çok gerçekçi ve yoğun şiddet sahnelerini kaldırıyordu ama Elysium daha stilize bir film, bazı sahnelerdeki kan miktarı filmin geri kalanı ile çok uyuşmuyor.



1 Eylül 2013 Pazar

Get The Gringo (2012)


YönetmenAdrian Grunberg
OyuncularMel Gibson 
TürüAksiyon Suc
IMDb Linkihttp://www.imdb.com/title/tt1567609/
Filmden Filme Notu 

Stop bleeding on my money!

Meksika'nın en belalı hapishanelerinden birisi olan "El Pueblito"'ya düşen adsız dolandırıcımız  (Mel Gibson), hapishanede tanıştığı küçük bir çocuğu ve kendisini hayatta tutmak için elinden geleni yapar. Daha önce pek çok Hollywood yapımında çalışmış olan Adrian Grunberg'in yönettiği ilk film olan Get the Gringo, (muhtemelen politik sebeplerden dolayı) Amerika'da gösterime girme şansı bulamamış bir film.

İyi: Mel Gibson - içkiyi fazla kaçırdığında saçmalaması dışında -  izlerken keyif veren bir aktör, ve Get the Gringo ile 57 yasına gelmiş olmasına rağmen heyecanından ve enerjisinden bir şey kaybetmemiş Mel Gibson'ı izleme şansı buluyoruz (Bruce Willis de keşke benzer bir iş etiğine sahip olsa...). Herkesin birbirine kazık atmaya çalıştığı film, bu yönüyle 1999 yapımı Payback filmininin devamı gibi. Kendini evinde hisseden Gibson, izlemesi keyifli bir filme imza atmış.

Yapımcı ve senarist Gibson, yönetmen de Gibson'ın daha önce çalıştığı Grunberg olunca hataya pek yer kalmıyor - Grunberg alnının akıyla çıkıyor filmden. Beni pozitif yönde şaşırtan film, eğlendirici, konu itibarı ile çok orjinal olmasa da konunun geçtiği yer itibarı ile bizlere yeni birşeyler görme imkanı sunuyor.

Bu arada Mel Gibson, filmde yaptığı Clint Eastwood taklidi ile daha önce bilmediğimiz bir yönünü de gösteriyor bize.

Kötü: İster istemez sormadan edemiyorsunuz Meksika'nın en belalı hapisahanelerinden birinde işler bu kadar kötü olabilir mi diye. Buna ek Gibson'ın karakteri dışındakiler fazlasıyla iki boyutlu, bu da (en azından benim için) filmi fazlasıyla karikatüruze bir hale getiriyor.

Red Öne Digital kamera ile çekilen filmin bazı sahnelerinde çözünürlük düşüyor. Bunun sebebi o sahnelerin bilerek daha ucuzbir kamera ile çekilmesi ya da o sahnelerin kurgu odasında zoomlanması olabilir, bu yer yer düşen çözünürlük filmin fazla digital görünmesine yol açıyor.

Çirkin: Film ile ilgili beni tek rahatsız eden şey ismi. İngiltere için kullanılan "How I Spent My Summer Vacation" ismi kesinlikle daha ilgi çekici ve daha orjinal "Get the Gringo"dan.


22 Ağustos 2013 Perşembe

The Wolverine (2013)



Yönetmen James Mangold
Oyuncular Hugh Jackman, Tao Okamoto, Rila Fukushima
Türü Aksiyon
IMDb Linki http://www.imdb.com/title/tt1430132/
Filmden Filme Notu

Eternity can be a curse...

Logan bu sefer James Mangold yönetiminde Japonya'ya gidiyor. Peki biz izleyiciler olarak, X-Men Origins: Wolverine faciasından sonra yeni bir Wolverine randevusuna hazır mıyız?

İyi: Marvel Studios Thor:The Dark World, Guardians of the Galaxy, The Avengers: Age of Ultron gibi filmlerle önümüzdeki yıla hazırlanırken, Fox da X-Men: days of Future Past ile karşımıza çıkacak. Yazının girişinde belirttik, X-Men: Last Stand ve Wolverine: Origins hatalarını hala unutmuş değiliz, bu sebepten önemli bir sınavdı The Wolverine Fox için.

Bize göre, Fox bu sınavı iyi bir dereceyle geçti. Yönetmenlik icin James Mangold riskli bir tercih gibi görünse de (daha önce sadece Knight and Day ile aksiyonu denemişti) Sam Mendes'in Skyfall'da yakaladığı havaya benzer bir hava yakalıyor, ve seyirci hem iyi bir aksiyon filmi hem de iyi bir çizgi-roman uyarlaması ile ödüllendiriliyor.

Aksiyon tam ayarında, izleyiciyi boğmuyor. Fragmanlarda gördüğümüz hızlı tren sahnesi ise cidden nefes kesici. Doyurucu bir final ile seyirciyi uğurlayan film, sondaki X-Men: Days of Future Past'e bağlayan sahne ile de ağzımıza bir avuç bal çalıyor ve 2014'u beklemeye koyuluyoruz.

Hugh Jackman her zamanki gibi müthiş. Tao Okamoto, ilk oyunculuk denemesi olmasına rağmen parlıyor, ama filmin bombası benim için Yükio karakterini canlandıran Rila Fukushima.

Film Japonya'nın reklamının yapıldığı bir görsel şölen aynı zamanda: Tokyo'nun neonlarını da görme şansımız oluyor, Nagasaki'deki balıkçı kasabalarını da, Tokyo-Kyoto arasındaki hızlı treni de...

Kötü: Filmin son 20 dakikası, geri kalanından dramatik şekilde ayrılıyor, ve aksiyon abartılı bir hal alıyor. Viper'i oynayan Svetlana Khodchenkova da çok mutlu olduğumuz bir casting tercihi değil. Sonuçta çevremizde kaç tane model fiziğine sahip çok parlak bilim insanı var?

Çirkin: Açık konuşmak gerekirse bu filmde beni rahatsız eden tek şey, Wolverine'in iyileşme gücünün tutarsızlığı. Bir sahnede suratı yanan Wolverine'in sakalları eski haline gelirken düşünmeden edemiyoruz bu adam nasıl oluyor da ilerleyen dakikalarda saçlarını kestirebiliyor, ya da traş olabiliyor. Seyircinin saçsız \kaşsız Wolverine'i yadırgayacağından eminiz, o yüzden bu cevabını bildiğimiz bir soru, ama yine de düşünmeden edemiyoruz.



26 Temmuz 2013 Cuma

Where Do We Go Now? (2011) - Et maintenant on va où?


Et maintenant on va où? (2011)



Havaların olağan dışı güzelliğinden mütevellit, şimdi drama çekilmez diyerek başladığımız kaliteli romantik/komedi arayışına, son yıllarda hepsinin sanki aynı formülle yazılmışçasına benzer ve tanıdık (botokslu) yüzlerle dolu olduğuna kanaat getirip son verdik. Uzun zamandır listemde olan ve bugün ne izlesek oylamalarında bir şekilde kenarda köşede kalmayı becermiş, orjinal ismiyle "Et maintenant on va où?", Türkçesiyle “Peki şimdi nereye?” olan 2011 yapımı Nadine Labaki filminde karar kıldık. Yönetmenin tarzını anlamak için 2007’de çektiği ve uluslararası arenada ismini duyuran “Sukkar Banat/Karamel”filmini bu filmden önce izlemek istesem de bir türlü kısmet olmadı. Genç (ve oldukça güzel) Lübnanlı yönetmen hikayelerinde, kadınların sosyal hayat üzerindeki etkilerini muzip bir dille işlemeyi ve filmlerinde şahsen boy göstermeyi seviyor.

"Et maintenant on va où?" tür olarak komedi drama, ve bu iki zıt öğeyi iç içe, ustaca işleyişiyle takdiri hak ediyor. Aslında, “Peki şimdi ne halt edeceğiz?” filmin ismi için daha doğru bir tercüme. Film boyunca da yenen türlü türlü haltları izliyoruz zaten. Kadınların, hiç de edilgen olmadıkları, erkeklerin bir anlık düşüncesizliklerinin kadınların ömür boyu dramlarına dönüştüğü -kuru- bir toprakta, hayatta en az hasarla kalma çabaları filmin komedi unsurunu oluşturuyor. Film, bir köyde yas kıyafetlerine bürünmüş kadınların mezarlıktaki danslarıyla açılıyor, öyle ki bu köyde bir sevdiğini kaybetmemiş kadın yok gibi. Dikkatli bakınca, birbirlerine kenetlenmiş bu kadınlarının kimisinin Müslüman, kimisinin de Hristiyan olduğunu görüyoruz: işte bu da hikayenin temel taşını oluşturuyor. Filmin en büyük artısı bu düaliteyi son derece tarafsız bir dille ele alışı. Kavganın ve kardeşliğin çok ince bir çizgiyle ayrılmış olduğu bu köyde, kanı kaynayan delikanlıları ve intikam isteyen orta yaşlı amcaları tutma görevi kadınlara düşüyor. İnce zekaları, öngörüleri ve ilahi işaretlerle! örgütlenen bu zavallı ama güçlü kadınların hikayesini keyifle izlemek de bize.

Filmin başında köy halkının isteyince birbirleriyle çok da iyi geçinebildiğini tanıdık bir televizyon sahnesiyle görüyoruz. Bu benzerliği, burada Vizontele’den esinlenme olduğuna değil, bu coğrafyalarda yaşananların benzer olmasına yoruyorum. Nitekim, bu hikayeyi alıp, din çekişmelerini mezhep ya da ırka çevirip rahatça bir Doğu Anadolu köyüne uyarlayabilirsiniz. Çocuklarına “anneciğim” diye seslenen, hamarat, çalışkan ve cefakar kadınlar sadece Lübnan’a özgü değil. Barış adına kendi önceliklerini ve acılarını unutarak bir araya gelen bu kadınların film boyunca giriştikleri birbirinden yaratıcı “unutturma” çabaları ve en önemli değerleri olan komşuluğu koruma yolunda din adamlarını da saflarına çekip attıkları adımlar bir bardak çay ve humus eşliğinde seyredilesi.

Labaki’nin senaryosunu Rodney Al Haddid ve Thomas Bidegain ile birlikte kaleme aldığı film oskar alamasa da Toronto Uluslararası Film Festivali’nde “People’s Choice” (“Halkın Seçimi”) ödülünü kazandı. Her ne kadar türlerinin arasında adı geçmese de filmin öteki bir artısı müzikal karakteristiği. Yumuşak bir Arapça’yla seslendirilmiş melodik şarkılar ve göze batmayan koreografiler filmle büyük bir uyum içerisinde. Özellikle haşhaşlı şarkı kişisel favorim. Bu filmi izleyince Nabaki’nin bu Eylül’de sinemalara gelecek yeni filmi “Rock the Casbah”ı dört gözle bekleyeceğinize garanti veriyorum.

Yönetmen: Nadine Labaki
Türü: Komedi, Dram
 Et maintenant on va où?
(2011) on IMDb






24 Temmuz 2013 Çarşamba

Kon-Tiki (2012)



Joachim Ronning ve Espen Sandberg’in yönettiği Kon-Tiki 2012 yılının en başarılı Norveç yapımı olarak kabul ediliyor. Altın Küre ve Oscar Akademi Ödüllerinde en iyi yabancı film dalına aday olan film, 1947 yılında Thor Heyerdahl’ın tezini kanıtlamak uğruna yola çıktığı serüveni konu alıyor.

Maceraperest bilim adamı, Polenezya’ya 1500 yıl önce ilk yerleşenlerin Asyalı değil Perulu olduğu tezini, diğer bilim adamlarına ve akademik yayıncılara kabul ettiremeyince, bunu kanıtlamak için Peruluları aynen taklit ederek yola çıkmaya karar veriyor. Beş kişilik ekibiyle beraber o zamanın şartları dikkate alınarak inşa ettikleri sal ile Peru’dan yola çıkıyorlar. Hedef 4500 kilometrelik mesafeyi sadece deniz akıntılarıyla ve rüzgarın yardımıyla tamamlamak.

Gerçek hikayeyle neredeyse birebir örtüşen film, başarılı görsel efektlerle süslenip, seyircinin çok keyifli vakit geçirmesini sağlıyor. Filmin, baştan sona sürükleyiciliğini kaybetmeyen, oyunculuğun yeterince iyi olduğu eski tip macera filmlerine benzetilebilecek bir havası olduğunu söyleyebilirim. Karakterler üzerine belki çok derinlemesine çalışılmamış ve yoğunlaşılmamış ama maceranın kendisi zaten yeterince doyurucu.

Filmi izlerken ara ara aklıma Life of Pi (2012) filmi de gelmedi değil. İkisi de okyanusun ortasında inanılmaz bir görsel şöleni barındırırken, heyecanı ve etkileyiciliği son ana kadar devam ettiriyor. Belki de tek farkları birisinin istenerek çıkılan gerçek bir yolculuğu, diğerinin kaza sonucu ortaya çıkan kurgusal hayatta kalma macerasını konu edinmesi.

Altın Küre ve Oscar’a adaylığı, gişedeki başarısı ve eleştirmenlerin olumlu değerlendirlemeleri sonucu yönetmenler Hollywood’a Karayip Korsanları 5 filmini çekmek üzere tekrar (2006 yılında Bandidas adlı Penelope Cruz’lu, Selma Hayek’li bir filmleri varmış) transfer oldular. Burada da denizde yakaladıkları başarıyı devam ettirmelerini umarım.

Bu arada filmi izledikten sonra konu ile araştırma yapmamak elde değil, mutlaka açıp Heyerdahl ve ekibinin yaşamını okuyorsunuz. Bir yandan da Heyerdahl macerasını 1950 yılında belgeselleştirmiş ve kamuoyuna sunmuş. National Geographic’in de konuyla ilgili çekilmiş bir belgeseli var. Çok yorucu olmayan sürükleyici macera filmi arıyorsanız ilgi çekici Kon-Tiki macerasini izlemenizi tavsiye ederim.

Türü: Aksiyon, Biyografi, Macera
 Kon-Tiki
(2012) on IMDb