17 Ağustos 2011 Çarşamba

Arrietty (2010)



Ghibli Studios’dan en son Ponyo’yu izlemiştim ve çok beğenmiştim. Sonra uzun süre aklıma animasyon filmi izlemek veya Ghibli/Miyazaki gelmedi. Hollanda’da da dili İngilizce dışında olan filmler Hollandaca altyazılı olduğu için maalsef uzakdoğu sinemasını sinemada izleyemiyorum. Arrietty’yi bir sinema dergisinde gördüğümde hemen bunu izlemeliyiz dedim. Bir şekilde buldum ve başına oturdum.

Arrietty, Mary Norton’un “The Borrowers” adlı romanının Hayao Miyazaki ve Keiko Niwa tarafından animasyona uyarlanmasıyla ortaya çıkmış. Aslında bir çocuk kitabı olan The Barrowers öyle güzel uyarlanmış ki yetişkinlerin de ilgisini kolaylıkla çekebilir. Bu sefer Miyazaki değil Hiromasa Yonebayashi yönetmiş. Kendisi sevdiğimiz bir çok Miyazaki animasyon filmlerinde “Key Animator” ya da baş animatör olarak görev almış. Sanırım zamanla iyice yoğrulunca, kendisi de yönetebileceğini düşünmüş ve başarılı bir sonuç ortaya çıkarmış.

Bu The Borrowers’ın ilk uyarlanması değil. Daha önce 1992’de İngiltere’de televizyon dizisi olarak, sonra da 1997’de Hollywood’da film olarak uyarlanmış. 1997 versiyonunu sanki hatırlar gibiyim ama izlediğimden çok da emin olamadım. Şöyle bir konusuna göz attığınızda, Hollywood versiyonu ile Japon versiyonu arasındaki farklılıklar hemen göze çarpıyor. Konu aslında aynı temele dayanıyor. 6-7 cm büyüklüğünde soyu tükenmekte olan küçük insanlar, insanların yaşadığı evin altında yaşamlarını ihtiyaçları kadar ev sahiplerinden aşırarak sürdürüyorlar. O sırada eve bir süreliğine Sho adında bir çocuk gelir. Sho yakında kalp ameliyatı geçireceği için bu sessiz sakin evde dinlenmeye çekilecektir. Geldiği ilk gün de Arrietty’yi, 14 yasındaki küçük insanı, farkeder. Farkında olmasa da küçük insanları görmesiyle beraber onların hayatı tehlikeye girmiştir. Genç çocuk onları koruyacağını söylese de olaylar o şekilde gelişmez. Amerikan versiyonuyla arasındaki temel fark ise küçük insanların evleri için savaşmaları yerine Japon versiyonu daha barışçıl ve biraz savunma ağırlıklı olmuş.

Filmin başlarındaki Arrietty’nin ilk aşırma deneyimi gerçekten heyecanlandırıyor ve inanılmaz bir görsel şölen sunuyor. Film boyunca konu gereği belki de artması gereken gerilim çok başarılı bir şekilde arka planda tutulmuş, bu Sho’nun kalp hastası olduğu ve ani heyecanlara kapılmaması gerektiği için yaratılmış bir atmosfer olabilir. Macera filmi yerine daha çok iletişim, türlerin birbirinden korkuları ve yalnızlık hissi üzerine kurulmuş bir film olmuş.

Japon animasyon filmlerini seviyorsanız kaçırmamanız gerekir.


1 yorum: