3 Ağustos 2011 Çarşamba

Source Code (2011)


2000’lerin revaçta konuları paralel evren, kuantum fiziği, iplik teorisi ve gerçeklik-sanallık algısı harmanlanıp bu filmde tekrar önümüze sunuluyor. Bilim kurgu ve aksiyon türüne giren bu filmde kahramanımız 8 dakikalık döngüler içerisinde bombalı bir saldırıyı çözmeye çalışıyor. Bir bakıma Bill Murray’in başrolünü oynadığı Groundhog Day filminin 24 saatten 8 dakikaya indirilmiş versiyonu. Tabii içerisine aksiyon ve bilim kurgu yedirilmiş olanı.

İzledikten sonra düşündüğüm şey aslında filmi 15 dakikaya oturtabilirler miydi oldu, tabii ki olacak şey değil ama film bitince insana çok kısa geliyor ve bittiğinde pek de bir sey izlememiş gibi hissediyorsun. Zaten yönetmen de çok fazla uzatmayıp filmi 93 dakikada bitirerek benim en sevdiğim 90 ila 120 dakika aralığına girmeyi başarmış. Film (bu yazıyı okuyacak olan ve sonrasında izleyecek birileri varsa onlara gereğinden fazlasını da söylememek için kasıyorum) çok hızlı gelişiyor. 8 dakika içerisinde gerçekleşen olay biraz ikinci plana itilip onun yerine kahramanımızın psikolojik durumu ve filmin bilim kurgu olan kısmı üzerinde daha çok duruluyor. Bunu film için bir artı olarak yazıyorum. Fakat filmin sonunda biraz ben yaptım oldu yaklaşımı benimsenmiş gibi. Kuantum fiziği ve iplik teorisi kalpten bildiğim bir konu olmadıgı için de peki diyip fazla sorgulamadım ama beni hafiften hayal kırıklığına uğratmadı değil.

Oyunculara gelecek olursak aslen helikopter pilotu olan Colter Stevens’ı canlandıran Jake Gyllenhaal her ne kadar kariyerinin en iyi performansını sergilememiş olsa da rolünün hakkını yeterince vermiş. Başrol erkek oyuncumuzun yanında 8 dakikanın içinde ve 8 dakikanın dışında olmak üzere Pilot Stevens ile duygusal bağ yakalayan iki hoş kadın, Michelle Monaghan ve Vera Farmiga, başrol kadın oyuncu rolünü paylaşıyorlar (Hangisi başrol hangisi yardımcı kadın oyuncu ben ayırdedemedim). İkisi de çok yaratıcılık istemeyen rolleri oynadıkları için filmi zorlanmadan tamamladıklarını düşünüyorum.

Bu arada filmin yönetmeni Duncan Jones, David Bowie’nin çocuğuymuş. Bunu da filmle ilgili araştırma yaparken öğrendim. Kendisinin ilk uzun metrajli filmi olan Moon’u henüz izleyemedim ama izlenecekler listesinde halen duruyor. Şimdilik bilim kurguya sarmış durumda, bundan sonra ne yapacağını merak etmeye başladım.

Film izlemeye deger, ama çok olağanüstü bir şey beklemeyin, izleyin ve üzerine fazla kafa yormadan konuyu kapatın derim.Özellikle sonunu tartışmanın çok da bir anlamı olduğunu düşünmüyorum. Tabii bana sonuyla ilgili söyleyeceğiniz bir şeyler varsa, seve seve dinlerim/okurum.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder