30 Kasım 2012 Cuma

Silver Linings Playbook (2012)


"I opened up to you, and you judged me."

Hollywood'un 2010'da çıkardığı en iyi filmlerden biri olan The Fighter'in yönetmeni David O. Russell'in yönettiği, şimdiden Oscarlar için adı sıkça geçen Silver Linings Playbook, Matthew Quick'in "The Silver Linings Playbook" adli romanından yine David O. Russell tarafından uyarlanmış.

Bradley Cooper, karısı ile arasında geçen "olay" sonrasında akıl hastanesinde belli bir süre gericip, hayatını bir araya toparlayabilmek için ailesinin evine yerleşen bi-polar Patrick'i, Jennifer Lawrence ise hala eski eşinin ölümünün etkisini üzerinden atamamış depresif ve bir o kadar da dengesiz Tiffany'yi canlandırıyor. Bir tarafta bi-polarlığın ruhsal çalkantıları, diğer tarafta bahis problemi olan babası (Robert De Niro) ile arayı düzeltme çabası, ve son olarak da ayrıldığı eşine saplantı derecesindeki dönme isteği gibi problemlerle uğraşmak zorunda kalan Patrick'in hayattaki çıkış arayışını izliyoruz filmde.

Silver Linings Playbook hayat ve ilişkiler üzerine bir film. Filmi ilginç kılan ise karakterlerin bakış açılarının "normal" insanlardan çok farklı oluşu. Patrick'in her hareketinde bi-polar olmasından kaynaklanan bir aşırılık ve filtrelenmemişlik var. Patrick'in sınırı bir yanardağ kadar hiddetli, geleceğe bakışı ise saflık derecesinde romantik. Patrick duygu skalasının bir ucundan diğer ucuna geçerken, bu skalanın sadece küçük bir bölümüne sıkışıp kalan biz "normal" izleyiciler Patrick'in bu halini önce eğlenceli buluyoruz. Daha sonra Patrick'in en yakın arkadaşı Ronnie ile tanışıyoruz, karısının her istediğini yapmak zorunda kalan, işteki stresten dolayı sınır krizi geçirmenin eşiğindeki Ronnie ise Patrick'in aksine bu duyguları olabildiğince bastırıyor. Bu andan itibaren Patrick'e daha da bağlanıyoruz. Belki de Ronnine bizi temsil ediyor, kim bilir?

Filmde oyunculuk cidden çok iyi. Bradley Cooper ve Jennifer Lawrance arasındaki kimya (filme gitmeden önce karamsardım bu konuda) çok iyi, ve ikisi de sorunlarını çok doğal bir şekilde ekrana yansıtıyorlar . Robert De Niro her zamanki gibi (Karakteri bana biraz Everybody's Fine'daki baba karakterini anımsattı).  David O. Russell'in yönetimi ve senaryosu başarılı - film festivallerde ödülleri toplamaya başladı bile.

Kesinlikle izlemeniz gereken bir film...


Yönetmen: David O. Russell
Oyuncular: Bradley Cooper, Jennifer Lawrence, Robert De Niro
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1045658/
Türü: Dram, Komedi
Silver Linings Playbook (2012) on IMDb


26 Kasım 2012 Pazartesi

Breathless (1960) - À Bout de Souffle


"He said, 'You are really a bitch.'"

Bir film eleştirisinden ziyade Fransız Yeni Dalga (Nouvelle Vague) akımını, ve o akımı başlatan filmlerden biri olan À Bout de Souffle (Breathless) adlı filmi inceleyeceğiz bu sefer.

Michel (çok genç bir Jean-Paul Belmondo), kendisine idol olarak Humphrey Bogart'ı seçmiş bir dolandırıcı\hırsız, Patricia (güzeller güzeli Jean Seberg) ise Amerikalı genç bir gazeteciyi canlandırıyor. İşlediği cinayetten dolayı aranan Michel, Paris'te yaşamakta olan Patricia'ya sığınıyor, amacı kafası karışık, ne istediğinden çok da emin olmayan Patricia'yı da yanına alıp İtalya'ya kaçmak.

Konu olarak çok etkileyici görünmese de film kadın - erkek ilişkisi açısından önemli gözlemler yapıyor.  Michel büyümemekte ısrar eden tipik bir erkek - hayalperest, geleceğe dair plan yapma konusunda başarılı değil, ve de hafif kaypak. Patricia ise uzun vadeli hedeflerinin arkasından koşan, bunu yaparken de eğlencesine bakan bir kadın. Patricia'nın kaçtığı, Michel'in kovaladığı ilişkilerinde ilk başta Michel'in "tehlikeli" hayatını  çekici bulan Patricia, işler biraz ciddiye binince gerçek hayata geri dönüyor.

İhtiyaç, icadın anasıdır. Fransız yeni dalgasının öne çıkan özelliklerini çok iyi bir şekilde özetliyor bu cümle. İlk uzun metrajlı filmini çeken Godard'ın prodüksyona çok kaynak ayıramaması, filmin biraz ucuz görünmesine sebep oluyor - ki bu, genç sinemacılar tarafından desteklenen bu akımın ortak bir özelliği.

Godard'ın bu film ile popüler hale getirdiği "jump cut"ın ortaya çıkışı da yine zorunluluktan. Post prodüksyon sırasında filmin çok uzun olduğuna kanaat getiren Godard, bazı sahneleri toptan çıkarmak yerine sağdan soldan gereksiz kareleri çıkarmaya karar veriyor. Mesela Michel, Patricia ile sokakta yürürken kamera birden ufak miktarda yer değiştirir ya da görüntü bir saniye sonrasına atlar, ama ses kesilmeden devam eder. Sahnede işitsel bir devamlılık varken görsel devamlılığın bu şekilde sekteye uğraması, sinemanın önemli kurallarından biri olan devamlılığı hiçe sayıp başarılı (ve bir o kadar da alışılmamış) görsel bir ekti yaratıyor. Bu teknik daha sonra gelen yeni dalga filmlerinde bolca kullanıldı.

Yeni dalga filmlerinin bir başka özelliği de kullanılan kamera açılarının ve imgelerin önemi. Uzun sürenli yakın plan çekimler ve uzun süren karakteri takip eden planlar bir nevi hipnotize edici bir etki yaratıyor ve sonuçta  bir reality-show \ belgesel havası yaratılıyor filmde. Godard amacı, klasik sinema kurallarını yıkarak seyircinin film izlediğini asla unutmamasını sağlamak.

Yine gereksinimden ortaya çıkan sallanan kamera tekniğine de değinmek lazım. Godard, sınırlı prodüksyon bütçesinden dolayı dolly (kızakla kayan kamera) kullanamıyor ve kameramanı bir tekerlekli sandalyede itiyor ya da elle tutulan kamera kullanmayı tercih ediyor. Sonuç cidden çok başarılı.

Günümüzde hala Fransız yeni dalgasından etkilenen filmlere sıkça rastlamak mümkün, şuradaki listeye göz atmanız yeterli bu akımın sinemayı nasıl derinden etkilediğini anlamak için...

Yönetmen: Jean-Luc Godard
Oyuncular: Jean-Paul Belmondo, Jean Seberg
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt0053472/
Türü: Suç, Dram
Breathless (1960) on IMDb

22 Kasım 2012 Perşembe

Skyfall (2012)


"Every now and then a trigger has to be pulled."

Skyfall ile James Bond 23. kez arz-ı endam ediyor beyaz perdede. Yapım şirketi MGM'in yaşadığı finansal sıkıntılardan dolayı bir ara askıya alınan film, geç de olsa seyirci ile buluşuyor - ama nasıl bir buluşma. Skyfall, açılış haftasında şu ana kadar ki en çok seyirciyi toplayan bond filmi...

Yönetmenlik koltuğunda American Beauty ve Road to Perdition'dan hatırladığımız Sam Mendes var. Sam Mendes, karakterlerin kişisel yolculuklarına odaklanmayı seven bir yönetmen (American Beauty, Jarhead...) ve filmlerinde karakter gelişimine bol bol yer yeriyor. Skyfall bu konuda bir istisna değil. Bond'un geçmişi ve kişiliği ile ilgili en çok şeyi öğrendiğimiz filmlerden birisi Skyfall. Sinematografiye de değinmek istiyorum keza cidden çok etkileyici - alkışlar Roger Deakins'e. Kendisinin daha önce çalıştığı filmleri düşünürsek çoktan bir ya da birkaç Oscar heykelciği almalıydı diye düşünüyoruz.

Filmin teması geçmiş ile yüzleşme üzerine kurulu. Eski MI6 ajanı Raoul Silva (Javier Bardem tarafından canlandırılıyor) kendini ölüme terkeden M (Judie Dench - kendisinin son Bond filmi olacak bu) ile yüzleşirken James Bond da kendi çocukluğu ile yüzleşmek zorunda kalıyor (Gerçi James'in geçmişi ile ilgili olan sorunun seyirciye çok da iyi yansıtılamadığını düşünüyorum)

Skyfall, iki ajanın kişisel meseleleri üzerine kurulu bir film - ki bu da filmi ortalama bir ajan filminden çok daha ilginç hale getiriyor. Bu tür aksiyon filmleri için kuralımız, filmin kötü karakteri ne kadar iyi ise film de o kadar iyi olur. Silva, çok iyi bir "kötü". M ile olan kişisel garezi hem karaktere hem de hikayeye derinlik katıyor (zaten motivasyonu sadece para\güç olan bir kötü adam ne kadar ilginç olabilir ki) hem de Javier Bardem'e oyunculuk için daha geniş bir alan bırakıyor

Oyunculuk - özellikle Javier Bardem - şahane. Ben Whishaw'un (The Hollow Crown adlı BBC dizisinde  Richard II'yı canlandırdığı bölüm kesinlikle izlenmeli) oynadığı Q karakteri eğlenceli, Daniel Craig ise her zamanki gibi kılasını konuşturuyor.

Film ikinci yarıda biraz yavaşlasa da genel olarak belirli bir temponun altına inmiyor - ama gönül rahatlığıyla söyleyebilirim ki 143 dakika olan film 120 dakika olsaymış yine aynı tadı yakalayabilirmiş. Skyfall şu ana kadar çekilmiş en iyi bond filmi mi? Hayır ama kesinlikle en iyilerden birisi...


Yönetmen: Sam Mendes
Oyuncular: Daniel Craig, Javier Bardem, Naomie Harris
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1074638/
Türü: Aksiyon, Macera
Skyfall (2012) on IMDb

19 Kasım 2012 Pazartesi

Argo (2012)


"If we wanted applause, we would have joined the circus"

Ben Affleck hala büyük bir soru işareti bir çoğumuz için. Ortlama altı performans sergilediği pek çok filmi mevcut, ve Gigli gibi bir başyapıt!!!ta oynamasının ceremesini halen bıkmadan ve usanmadan çekmekte. Oyunculuk yolunda tartışmalı pek çok tercihe imza atan Affleck, yönetmenlik yolunda ise şu ana kadar hatasız ilerlemekte. Oyuncu Affleck'i bir kenara bırakmayı başarıp Argo'ya objektif bir gözle baktığımda söyleyebilirim ki Argo, bu yıl izlediğim en iyi filmlerden birisi...

Yıl 1979, Tahran'daki Amerikan Konsolosluğu İranlı devrimciler tarafından işgal edilmiş. Amerikan vatandaşları devrimcilerin bir numaralı hedefi ve konsolosluk baskınından kaçmayı başarmış 6 konsolosluk görevlisi Kanada konsolosunun evine sığınmayı başarmış... Arka plana İran İslam Devrimi'ni alan film, bu 6 görevlinin İran'dan kaçırılışını çok da taraflı olmadan anlatmaya çalışıyor.

Tony Mendez (Ben Affleck tarafından canlandırılıyor) bu tip kurtarma görevlerinde uzmanlaşmış bir CIA ajanıdır. Olayların gidişatı ve Tahran'daki fiziksel faktörlerden dolayı operasyon için "iyi" bir fikri olmayan Mendez'in tek planı, uzun süredir Kanada konsolosluğunda rehin kalmış bu grubu Tahran'a bilimkurgu filmi çekmek için gelmiş Kanadalı bir set ekibi olarak sınırdan geçirmektir.

Film, gerilim ve komedi (tam olarak bir komedi filmi olmasa da) arasında çok güzel bir denge kuruyor. Ülkede mahsur kalan konsolosluk görevlilerinin hikayesi gerilimi devamlı olarak yükseltirken, Tony'nin çekilecek olan bilim kurgu filmini meşru hale getirme çabası filme eğlenceli (ve gerilimi dengeleyen) bir hava katmakta. John Goodman ve Alan Arkin'in kimyaları çok iyi. Oyunculardan kişisel favorim ise oynadığı her filme renk katan Bryan Cranston.

Filmdeki ufak tefek detaylara gösterilen ilgi (mesela filmin 1980'lerdeki Warner Bros. logosu ile açılması)  başarılı kostüm ve set tasarımı ile birleşince dönemin hissiyatını kusursuz şekilde ekrana yansıtabilen bir film ortaya çıkıyor. Makyaja ise ekstra parantez açmak gerek, keza filmin sonunda bu 6 görevlinin gerçek fotoğraflarını ve filmdeki hallerini yanyana gördüğünüzde makyaj ekibinin ne kadar başarılı bir iş çıkardığını yine anlıyorsunuz.

Argo, yapımında çok özen gösterilmiş, yönetimiyle, oyunculuğuyla, kurgusuyla dört dörtlük bir film. Herkese tavsiye ediyoruz...


Yönetmen: Ben Affleck
Türü: Dram, Gerilim
Argo (2012) on IMDb




17 Kasım 2012 Cumartesi

Cloud Atlas (2012)

Bulut Atlasi

Amsterdam Film Week’te gösterime gireceğini duyduğum zaman hemen biletlerini kaptım. Hollanda her ne kadar gelişmiş bir ülke olsa da dağıtımcısının antlaşmaları gereği bazı filmler geç gösterime girebiliyor. Bu yüzden de hazır böyle bir festival varken, vizyona girmeden 3 hafta önce izleme şansım oldu.

Wachowski kardeşlerin (artık biraderler olarak anılmıyorlarmış) uzun bir aradan sonra beklenilen filmi gelmişti. David Mitchell’in iddialı, sinemaya uyarlanamaz denilen romanını Wachowskiler büyük bir titizlikle ele alıp beyaz perdeye aktarmışlar.

150 dakika üzeri büyük bir yapım izlemeyeli bayağı olmuştu. Bu durum Hollanda’da festival olsun olmasın film boyunca ara olmadığı için de hafiften bir tereddüt yaratıyordu bende. 173 dakika bu film acaba çekilebilecek miydi, anlaşılabilecek miydi. Özellikle 6 hikayenin birbirine geçmiş olması, imkansız bir romandan sinemaya uyarlanmış olması tedirginliğimi iyice arttırıyordu.

Bütün bu gereksiz tedirginliklerden sonra, film başlar başlamaz kendinizi hikayelerin içinde buluyorsunuz. İlk 20 – 30 dakikada gerçekten de “Lan n’oldu be” diyecekken, konu netleşmeye başlıyor. Biraz odaklanıldığında çok karmaşık da gelmiyor insana açıkçası. Bir kere, temposu çok yerinde, oyunculuk mükkemmel. Kostümler ve makyaj için de gerçekten çok çalışılmış. Filmi dimdik ayakta tutan bir diğer şey de filmin içinde farklı türleri barındırması. Bilim kurgu, aksiyon, kara ütopya, komedi, gerilim ve tarihi drama türlerinin farklı hikayelerde can bulması izleyiciyi koltuğuna çiviliyor. 6 film birden izliyor gibi olmak ve bunların birbirine o kadar güzel bağlı olup o kadar da güzel ayrık olması iyi bir denge ile sağlanmış.

Oyuncu performanslarına tekrar dönmek istiyorum. Makyajın mükkemmelliğinden midir bilmiyorum ama tek tek bütün oyuncuların performanslarını beğendim. Özellikle farklı rollerde göreceğiniz oyuncuları farkettikçe şaşkınlığınız da artacaktır. Film bittikten sonraki kapanış jeneriğini de izlemenizi veya daha sonra internetten film karakterlerini biraz okumanızı tavsiye ederim.

Skyfall ile yakın zamanlarda gösterime girmesi gişe hasılatlarını etkilemiş gibi gözüküyor. Şu anda epey gerisinde. 3. Haftasında toplam 22.8 milyon dolar ciro yapmış durumda. Bu, önümüzdeki haftalarda diğer ülkelerde de gösterime girdikçe artacaktır, ama bu rakamlar, yapımcıları biraz hayal kırıklığına uğratmıştır.

Zekice kurgulanmış büyük bir film izlemek istiyorsanız; süresini, hasılatını ve karmaşıklığın içinden çıkabilecek miyim sorularını bir kenara bırakıp filmin keyfini çıkartın derim.

Yönetmen: Tom Twyker, Andy Wachowski, Lana Wachowski
Oyuncular: Tom Hanks, Halle Berry, Hugh Grant, Hugo Weaving
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1371111/
Türü: Dram, Gizem, Bilim Kurgu
Cloud Atlas (2012) on IMDb



7 Kasım 2012 Çarşamba

Headhunters (2011) - Hodejegerne



"How much is your reputation worth?"

Headhunters, 2011 yılının ses getiren Norveç filmlerinden biri. Morten Tyldum tarafından yönetilen film, uluslararası üne sahip Norveçli yazar Jo Nesbo'nun aynı adlı romanından uyarlanmış.

Aksel Hennie tarafından canlandırılan Roger, erkeklerin ortalama boyunun 1.82 m olduğu Norveç'te 1.65'lik boyunun verdiği eksiklik hissi ile istediği herşeyi elde ederek savaşmaya çalışan başarılı ve acımasız bir işe alım danışmanıdır. Çok güzel bir evi ve güzel bir karısı olan Roger, bu hayatı sürdürebilmek için gerekli olan parayı normal işinden kazanamamakta, ve ailesine olan sorumluluğunu yerine getirmeyi görev bilen her erkek gibi ek bir iş yapmaktadır: sanat hırsızlığı.

Roger'in, Oslo'ya anneannesinden kalan evi dekore etmek için gelen Clas Greve'in (Game of Thrones'dan tanıdığımız Nikolaj Coster-Waldau tarafından canlandırılıyor) elinde çok değerli bir Rubens tablosu olduğunu öğrenmesi ile olaylar gelişmeye başlar. Aynı zamanda eski bir asker olan Clas, GPS ile izleme üzerine uzmanlaşan Hote adlı şirketin eski CEO'sudur. Roger'in elinde yeni bir iş aramakta olan Clas'ın çok istediği bir pozisyon, Clas'in elinde ise Roger'in çok istediği Rubens tablosu mevcuttur...

Headhunters'ı neo-noir bir gerilim filmi olarak nitelendirebiliriz. Hikayeye çok iyi bir şekilde yedirilen sürprizler seyircinin ilgisini her daim ayakta tutuyor, ilginç karakterler (özellikle Roger'in partneri Ove) tansiyonu arada sırada düşürüp filmi eğlenceli kılıyor, oyunculuk ve yönetim başarılı, sinematografi ise cidden çok etkileyici. Roger'in iş hayatındaki acımasızlığı, sanatını icra ederken izlediği metodik yol, komplekslerini diğer insanlardan gizlemek için dışarıya karşı ördüğü duvar bana az da olsa American Psycho'dan Patrick Bateman karakterini hatırlattı.

Headhunters, The Girl with the Dragon Tattoo ve The Killing'in ticari başarılarını düşünürsek pek çok İskandinav gerilim yapımının ufukta bizi beklediğini söyleyebilirim...


Yönetmen: Morten Tyldum
Oyuncular: Aksel Hennie, Nikolaj Coster-Waldau
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1614989/
Türü: Suç, Gerilim
Headhunters (2011) on IMDb


6 Kasım 2012 Salı

Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi (2011)

Celal Tan ve Ailesinin Asiri Acikli Hikayesi


Bugüne kadar Onur Ünlü’nün elinden çıkmış işlerden sadece Leyla ile Mecnun dizisini izleme fırsatım olmuştu. Leyla ile Mecnun’da yakaladığı çizgi ve bizim dönemimiz gençliğine yaptığı güzel göndermeler, beni başka bir eserini izlemem için ikna etmişti. Celal Tan ve Ailesinin Aşırı Acıklı Hikayesi’ni de hem isminin cezbediciliği hem de Onur Ünlü’nün bende yarattığı iyi önyargı sebebiyle izlemek istedim.

Selçuk Yöntem’in canlandırdığı Celal Tan, yaşını başını almış, saygın bir Anayasa Profesör’ü. Celal Tan’ın ailesini; eski eşinden olan 2 çocuğu Julide ve Kamuran, annesi Kamuran Hanım, torunu Ege, filmdeki kurbanımız kendisinden epeyce genç eşi Özge ve eşinin abisi görme özürlü Ergün oluşturuyor. Celal Tan'ın, eşinin kendisi için organize ettiği sürpriz bir doğum günü partisinde, daha sürpriz ortaya çıkmadan, eşinin kendisini aldattığını düşündüğü için farketmeden ailesinin önünde işlediği cinayet ile başlıyor film. Özge’nin abisi dışındaki aile fertleri istemeseler de bu olaya şahitlik etmiş oluyorlar. Kurgu da zaten bu gerçeği saklama, vicdan muhakemesi ve kendisini suçlama – suçu başkasına yansıtma üzerinde dönüyor.

Her ne kadar Onur Ünlü sistemsel bir eleştiri amacı gütmedim dese de, suçsuzun suçlu, suçlunun da suçsuz muamelesi görebileceğini, Türkiye’de insanların çıkarları için fikirlerini hemen değiştirebileceğini, köşe dönmecilik ve kolaycılığın nasıl revaçta olduğunu da biraz gözümüze sokmuş.

Oyunculuğu genel olarak beğendim. Altın Koza jürisi benim gibi düşünmüyor olsa da bazı sahnelerde o pek sevmediğim tiyatro kokusunu aldığımı itiraf etmeliyim. Hala bunu tam olarak aşabilmiş değiliz maalesef. Yıllar ilerledikçe daha çok sinema oyuncusu yetiştirebilirsek sanırım daha iyi performanslar da göreceğiz.

Kara komedi ile absürd komedi arasında giden bu filmi, 2011 yılının izlenilmesi gereken Türk Filmleri arasında sayabilirim. Ayrıca filmin 18. Altın Koza Film Festivali’nde; “En iyi film”, “En iyi senaryo” ve “Jüri oyunculuk özel toplu performans” ödüllerini alarak başarısını taçlandırdığını da belirtmek isterim.

Yönetmen: Onur Ünlü
Oyuncular: Selçuk Yöntem, Ezgi Mola, Bülent Yarar
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt2124186/
Türü: Komedi, Suç, Aile

Celal Tan ve ailesinin asiri acikli hikayesi (2011) on IMDb



1 Kasım 2012 Perşembe

Buried (2010)

Buried


" It's over, isn't it?"

Yazar-yönetmenlerden devam ediyoruz. Bu sefer incelediğimiz film Buried, ilk filmi The Contestant ile olumlu tepkiler alan yönetmen Redrigo Cortes'in ikinci uzun metrajlı filmi (Gerçi Cortes, Buried'in senaryosuna katkıda bulunmamış ama kendisinin yazdığı pek çok kısa ve uzun metrajlı film var)

Film, kendini bir tabutun içinde kapalı bulan Amerikan ordusuna kontratlı çalışan kamyon şoförü Paul'ün kurtulma çabasını anlatıyor. Kurtulmak için elinde sadece bir cep telefonu ve çakmak olan Paul'ü Ryan Reynolds canlandırıyor.

Filmde dış mekan yok, kamera sadece tabutun içindeki Paul'e odaklanmış, telefon görüşmelerini duysanız da gördüğünüz tek oyuncu Ryan Reynolds - kısacası hem seyirci için, hem yapımcı için çok büyük risk. Cortes bu riskli durumun üzerinden yaratıcı kamera acıları, başarılı görüntü yönetmenliği ve iyi bir oyunculukla geliyor ve son karesine kadar tempo ve gerilimin düşmediği bir film ortaya çıkıyor. Hikayenin anlatım tarzı gereği ana karakteri en başta tanımamız çok mümkün değil. Filmin başında Paul bizim için bir yabancı, ona ne olup bittiği çok da önemli değil. Vakit ilerledikçe Paul'ü, yaptığı telefon görüşmeleri sayesinde tanımaya başlıyoruz - gerilim de işte bu noktada kendini iyiden iyiye hissettiriyor.

Buried iyi bir film ve Hitchcockvarı bir havası olmasına rağmen tek mekanda çekilmiş olması (tabutu mekandan sayarsanız tabi) sebebiyle herkese gönül rahatlığıyla önerebileceğimiz bir film değil. Ama gerilim sineması seviyorsanız ve farklı hikaye anlatım tarzlarına açıksanız kesinlikle kaçırmayın.


Yönetmen: Rodrigo Cortés
Oyuncular: Ryan Reynolds
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1462758/
Türü: Dram, Gerilim
Buried (2010) on IMDb