28 Kasım 2013 Perşembe

Prisoners (2013)



YönetmenDenis Villeneuve
OyuncularHugh JackmanJake Gyllenhaal
TürüSuc Drama Gerilim
IMDb Linkihttp://www.imdb.com/title/tt1392214/
Filmden Filme Notu 

"And every day, she's wondering why I'm not there to fucking rescue her! "

Arada sırada Amerikan sineması bize öyle filmler sunar ki, önce şaşırırız, sonra da Hollywood'un harcanmış ve harcanmakta olan potansiyelini düşünüp kızarız. Hugh Jackman ve Terrence Howard'ın kayıp kızlarını aradıkları iki babayı, Jake Gyllenhaal'un da bu kaçırılma olayını çözmeye çalışan dedektif Loki'yi canlandırdığı Prisoners işte tam böyle bir film.

İyi: Nereden başlayacağımı bilemiyorum, keza filmde iyi olan o kadar çok şey var ki. Öncelikle yönetmen Denis Villeneuve'yi ve görüntü yönetmeni Roger Deakins'i tebrik etmek lazım. Müthiş bir sinematografi, harika bir hikaye anlatımı ve oyuncu yönetimi. Kuzuların Sessizliği kadar iyi bir gerilim çıkmış ortaya. Deakins'e ayrı bir parantez açmak gerek. Kendisi Hollywood'da çalışan en iyi görüntü yönetmeni, 10 adet Oscar adaylığı var, ama daha heykeli almışlığı yok. Bu da akademinin en büyük ayıplarından biridir.

Başrollerdeki Jackman ve Gyllenhaal'un kimyaları çok iyi. İkisi de çok başarılı şekilde canlandırıyor bu iki takıntılı karakteri. X-Men filmlerine ve Bryan Singer'a ne kadar teşekkür etsek azdır Hugh Jackman'ı Hollywood'a kazandırdıkları için. Jackman, dini bütün Keller Dover karakterinin yaşadığı ikilemleri çok iyi yansıtmış. Belki bazısına abartılı gelecektir Jackman'ın oyunculuğu, ama benim görüşüm Jackman'ın tüm tercihlerinin çok yerinde olduğu yönünde. Gyllenhaal, işinin esiri olmuş Loki karakterini Jackman'ın aksine daha sade bir oyunculukla canlandırıyor, ortaya çıkan sonuç eşit derecede başarılı.

Film 2.5 saat ama bir dakikasında bile sıkılmıyorsunuz. Gerilim filmlerini sevenlerin kaçırmaması gereken bir film.

Kötü: Terrence Howard'ı sevsem de bu film için doğru bir oyuncu olmadığını düşünüyorum. Howard'dan ışın vehametine dair bir elektrik alamıyoruz.

Çirkin: Beni filmde rahatsız eden tek şey, Jake Gyllenhaal'ın dedektif Loki karakterini canlandırırken tercih ettiği tik. Yer yer göze batan bu tik, karakterin takıntılı yapısını anlatabilmek için kullanılmış belli ki, ama Gyllenhaal'ın oyunculuğu o kadar iyi ki, bu tike gerek kalmıyor o mesajı vermek için.


29 Eylül 2013 Pazar

Divided We Fall (2000) Musíme si pomáhat

Yönetmen
Oyuncular
Türü Komedi, Drama, Savaş
IMDb Linki http://www.imdb.com/title/tt0234288/
Filmden Filme Notu

İkinci Dünya Savaşı filmleri arasında farklı bir noktaya odaklanmış, etkileyici, şaşırtıcı bazen de kara komediye kaçan bir film Divided We Fall. Film; Alman işgali sırasında, çocukları olmayan Çek bir çiftin evlerinde Musevi bir genci saklamasını konu alıyor. Durumu karmaşıklaştıran ise, bu çiftin en yakın arkadaşlarının bir işbirlikçi olması.

İki ucu çıkmaz sokak olan bu üçlü ilişkinin ortasında; bu sırrı saklı tutmaya çalışan çiftin başından geçenler, çevresiyle ilişkileri, kendi aralarındaki çatışmalar, savaş ve savaşın alıp götürdükleri anlatılıyor.

İyi: Filmin değindiği noktalar gerçekten dokunaklı, daha önce izlemediğimiz türde bir savaş filmi. Naif ve bir o kadar da gerçekçi. Bugüne kadar onlarca 2. Dünya Savaşı filmi izlemişsinizdir, ya savaşın birebir kendisi ya da en ağır draması ele alınmıştır. Bu film bunların aksine, savaş sırasında iki arada bir derece kalanları, ne yapacağını bilemeyip farklı stresler yaşayanları ele alıyor.

Kötü: Genel olarak filmin kötü olarak sayılabilecek, göze çarpan büyük bir parçası yok. Bazı karakterler fazlaca karikatürize olmuş. Eğer o karakterler de daha gerçekçi inşa edilebilseymiş, 2001 yılında yabancı dilde en iyi film dalında aday olduğu Oscar’a kavuşabilecekmiş (Gerçi rakipleri  Crouching Tiger ve Amores Perros iken yine zor olurdu)

Çirkin: Çiftin verdiği bir karar var ve bu kararın kesinlikle tek alternatif olmadığını düşünüyorsunuz. Bu yüzden senariste biraz kızmak durumunda kalıyorsunuz. Ama senaryo bu, ister kabul et ister etme.

Sonuç: Eğer ikinci dünya savaşı sırasında çatışmanın ortasında olmayıp da Alman işgal topraklarındaki insanların yaşantılarını merak ediyorsanız, izlemenizi tavsiye ederim. İnce espriler ve hedefi on ikiden vuran gözlemler filmi daha da düşündürücü kılıyor. Komedi öğesi biraz arka planda olabilir ama bu da savaş filmi zaten, komedisi ne kadar çekilebilir ki…


21 Eylül 2013 Cumartesi

Elysium (2013)


Yönetmen Neill Blomkamp
Oyuncular Matt Damon, Jodie Foster
Türü Bilim Kurgu Aksiyon
IMDb Linki http://www.imdb.com/title/tt1535108/
Filmden Filme Notu

"It's just a flesh wound!"

2000'li yılların en çarpıcı bilim kurgularından District 9'in yönetmeni Neill Blomkamp'ın uzun süredir heyecanla beklediğimiz ikinci uzun metrajlı filmi Elysium, arka planda sınıf ayrımı ve sosyal adaletsizlik kavramlarının olduğu bir bili kurgu \ aksiyon. Daha önce adı Halo oyununun film adaptasyonu ile anılan Blomkamp, Halo projesinin gerçekleştiremese de filmde Halo'dan izler görmek mümkün.

Yoksulluk, yokluk ve çevre kirliliğinden yaşanmaz hale gelen Dünya'da yaşayan Max (Damon) bir iş kazası sonucu ölümcül miktarda radyasyona maruz kalır. Artık tek ümidi, sadece en üst tabakanın yaşama hakkını satın alabilecekleri, hastalığın ve ölümün olmadığı Elysium'a gidebilmektir.

İyi: Oyunculuk çok tatmin edici - Matt Damon ve Jodie Foster iyiler ama şovu Sharlto Copley çalıyor benim için. Copley'in canlandırdığı Kruger karakteri, sıradan bir psikopattan daha ötesi. ekranda olduğu her sahne korkutucu ve rahatsız edici.

Blomkamp, teknik açıdan kusursuz işler çıkarabilen bir yönetmen. yarattığı dünya görsel açıdan detaylı ve gerçekçi.

Kötü: Belki de District 9'daki zenginlikten, Blomkamp'ın dünyası, görsel olarak ne kadar zenginse, derinlik olarak da o kadar sığ geliyor bize. Elysium, sanki dünyanın en zenginlerinin yasağıdı, hastalıktan arınmış, teknolojinin çok ileri olduğu bir yer değil de şehrin zenginlerinin yaşadığı kısım. Benzer bir şekilde Elysium'un başkanı da bu şehrin belediye başkanından farksız. İster istemez daha iyi korunan ve yönetilen, daha izole bir yapı olmasını bekliyorsunuz Elysium'un.

Bir mesaj verebilmek, günümüz dünyasındaki sorunlar ile benzerlikler kurabilmek için hikayedeki bazı detaylardan feragat edilmiş olduğunu düşünüyorum. Bu baside indirgemeden diyalog da nasibini almış.

Çirkin: District 9'in görsel stili ve kullanılan belgesel formatı, çok gerçekçi ve yoğun şiddet sahnelerini kaldırıyordu ama Elysium daha stilize bir film, bazı sahnelerdeki kan miktarı filmin geri kalanı ile çok uyuşmuyor.



1 Eylül 2013 Pazar

Get The Gringo (2012)


YönetmenAdrian Grunberg
OyuncularMel Gibson 
TürüAksiyon Suc
IMDb Linkihttp://www.imdb.com/title/tt1567609/
Filmden Filme Notu 

Stop bleeding on my money!

Meksika'nın en belalı hapishanelerinden birisi olan "El Pueblito"'ya düşen adsız dolandırıcımız  (Mel Gibson), hapishanede tanıştığı küçük bir çocuğu ve kendisini hayatta tutmak için elinden geleni yapar. Daha önce pek çok Hollywood yapımında çalışmış olan Adrian Grunberg'in yönettiği ilk film olan Get the Gringo, (muhtemelen politik sebeplerden dolayı) Amerika'da gösterime girme şansı bulamamış bir film.

İyi: Mel Gibson - içkiyi fazla kaçırdığında saçmalaması dışında -  izlerken keyif veren bir aktör, ve Get the Gringo ile 57 yasına gelmiş olmasına rağmen heyecanından ve enerjisinden bir şey kaybetmemiş Mel Gibson'ı izleme şansı buluyoruz (Bruce Willis de keşke benzer bir iş etiğine sahip olsa...). Herkesin birbirine kazık atmaya çalıştığı film, bu yönüyle 1999 yapımı Payback filmininin devamı gibi. Kendini evinde hisseden Gibson, izlemesi keyifli bir filme imza atmış.

Yapımcı ve senarist Gibson, yönetmen de Gibson'ın daha önce çalıştığı Grunberg olunca hataya pek yer kalmıyor - Grunberg alnının akıyla çıkıyor filmden. Beni pozitif yönde şaşırtan film, eğlendirici, konu itibarı ile çok orjinal olmasa da konunun geçtiği yer itibarı ile bizlere yeni birşeyler görme imkanı sunuyor.

Bu arada Mel Gibson, filmde yaptığı Clint Eastwood taklidi ile daha önce bilmediğimiz bir yönünü de gösteriyor bize.

Kötü: İster istemez sormadan edemiyorsunuz Meksika'nın en belalı hapisahanelerinden birinde işler bu kadar kötü olabilir mi diye. Buna ek Gibson'ın karakteri dışındakiler fazlasıyla iki boyutlu, bu da (en azından benim için) filmi fazlasıyla karikatüruze bir hale getiriyor.

Red Öne Digital kamera ile çekilen filmin bazı sahnelerinde çözünürlük düşüyor. Bunun sebebi o sahnelerin bilerek daha ucuzbir kamera ile çekilmesi ya da o sahnelerin kurgu odasında zoomlanması olabilir, bu yer yer düşen çözünürlük filmin fazla digital görünmesine yol açıyor.

Çirkin: Film ile ilgili beni tek rahatsız eden şey ismi. İngiltere için kullanılan "How I Spent My Summer Vacation" ismi kesinlikle daha ilgi çekici ve daha orjinal "Get the Gringo"dan.


22 Ağustos 2013 Perşembe

The Wolverine (2013)



Yönetmen James Mangold
Oyuncular Hugh Jackman, Tao Okamoto, Rila Fukushima
Türü Aksiyon
IMDb Linki http://www.imdb.com/title/tt1430132/
Filmden Filme Notu

Eternity can be a curse...

Logan bu sefer James Mangold yönetiminde Japonya'ya gidiyor. Peki biz izleyiciler olarak, X-Men Origins: Wolverine faciasından sonra yeni bir Wolverine randevusuna hazır mıyız?

İyi: Marvel Studios Thor:The Dark World, Guardians of the Galaxy, The Avengers: Age of Ultron gibi filmlerle önümüzdeki yıla hazırlanırken, Fox da X-Men: days of Future Past ile karşımıza çıkacak. Yazının girişinde belirttik, X-Men: Last Stand ve Wolverine: Origins hatalarını hala unutmuş değiliz, bu sebepten önemli bir sınavdı The Wolverine Fox için.

Bize göre, Fox bu sınavı iyi bir dereceyle geçti. Yönetmenlik icin James Mangold riskli bir tercih gibi görünse de (daha önce sadece Knight and Day ile aksiyonu denemişti) Sam Mendes'in Skyfall'da yakaladığı havaya benzer bir hava yakalıyor, ve seyirci hem iyi bir aksiyon filmi hem de iyi bir çizgi-roman uyarlaması ile ödüllendiriliyor.

Aksiyon tam ayarında, izleyiciyi boğmuyor. Fragmanlarda gördüğümüz hızlı tren sahnesi ise cidden nefes kesici. Doyurucu bir final ile seyirciyi uğurlayan film, sondaki X-Men: Days of Future Past'e bağlayan sahne ile de ağzımıza bir avuç bal çalıyor ve 2014'u beklemeye koyuluyoruz.

Hugh Jackman her zamanki gibi müthiş. Tao Okamoto, ilk oyunculuk denemesi olmasına rağmen parlıyor, ama filmin bombası benim için Yükio karakterini canlandıran Rila Fukushima.

Film Japonya'nın reklamının yapıldığı bir görsel şölen aynı zamanda: Tokyo'nun neonlarını da görme şansımız oluyor, Nagasaki'deki balıkçı kasabalarını da, Tokyo-Kyoto arasındaki hızlı treni de...

Kötü: Filmin son 20 dakikası, geri kalanından dramatik şekilde ayrılıyor, ve aksiyon abartılı bir hal alıyor. Viper'i oynayan Svetlana Khodchenkova da çok mutlu olduğumuz bir casting tercihi değil. Sonuçta çevremizde kaç tane model fiziğine sahip çok parlak bilim insanı var?

Çirkin: Açık konuşmak gerekirse bu filmde beni rahatsız eden tek şey, Wolverine'in iyileşme gücünün tutarsızlığı. Bir sahnede suratı yanan Wolverine'in sakalları eski haline gelirken düşünmeden edemiyoruz bu adam nasıl oluyor da ilerleyen dakikalarda saçlarını kestirebiliyor, ya da traş olabiliyor. Seyircinin saçsız \kaşsız Wolverine'i yadırgayacağından eminiz, o yüzden bu cevabını bildiğimiz bir soru, ama yine de düşünmeden edemiyoruz.



26 Temmuz 2013 Cuma

Where Do We Go Now? (2011) - Et maintenant on va où?


Et maintenant on va où? (2011)



Havaların olağan dışı güzelliğinden mütevellit, şimdi drama çekilmez diyerek başladığımız kaliteli romantik/komedi arayışına, son yıllarda hepsinin sanki aynı formülle yazılmışçasına benzer ve tanıdık (botokslu) yüzlerle dolu olduğuna kanaat getirip son verdik. Uzun zamandır listemde olan ve bugün ne izlesek oylamalarında bir şekilde kenarda köşede kalmayı becermiş, orjinal ismiyle "Et maintenant on va où?", Türkçesiyle “Peki şimdi nereye?” olan 2011 yapımı Nadine Labaki filminde karar kıldık. Yönetmenin tarzını anlamak için 2007’de çektiği ve uluslararası arenada ismini duyuran “Sukkar Banat/Karamel”filmini bu filmden önce izlemek istesem de bir türlü kısmet olmadı. Genç (ve oldukça güzel) Lübnanlı yönetmen hikayelerinde, kadınların sosyal hayat üzerindeki etkilerini muzip bir dille işlemeyi ve filmlerinde şahsen boy göstermeyi seviyor.

"Et maintenant on va où?" tür olarak komedi drama, ve bu iki zıt öğeyi iç içe, ustaca işleyişiyle takdiri hak ediyor. Aslında, “Peki şimdi ne halt edeceğiz?” filmin ismi için daha doğru bir tercüme. Film boyunca da yenen türlü türlü haltları izliyoruz zaten. Kadınların, hiç de edilgen olmadıkları, erkeklerin bir anlık düşüncesizliklerinin kadınların ömür boyu dramlarına dönüştüğü -kuru- bir toprakta, hayatta en az hasarla kalma çabaları filmin komedi unsurunu oluşturuyor. Film, bir köyde yas kıyafetlerine bürünmüş kadınların mezarlıktaki danslarıyla açılıyor, öyle ki bu köyde bir sevdiğini kaybetmemiş kadın yok gibi. Dikkatli bakınca, birbirlerine kenetlenmiş bu kadınlarının kimisinin Müslüman, kimisinin de Hristiyan olduğunu görüyoruz: işte bu da hikayenin temel taşını oluşturuyor. Filmin en büyük artısı bu düaliteyi son derece tarafsız bir dille ele alışı. Kavganın ve kardeşliğin çok ince bir çizgiyle ayrılmış olduğu bu köyde, kanı kaynayan delikanlıları ve intikam isteyen orta yaşlı amcaları tutma görevi kadınlara düşüyor. İnce zekaları, öngörüleri ve ilahi işaretlerle! örgütlenen bu zavallı ama güçlü kadınların hikayesini keyifle izlemek de bize.

Filmin başında köy halkının isteyince birbirleriyle çok da iyi geçinebildiğini tanıdık bir televizyon sahnesiyle görüyoruz. Bu benzerliği, burada Vizontele’den esinlenme olduğuna değil, bu coğrafyalarda yaşananların benzer olmasına yoruyorum. Nitekim, bu hikayeyi alıp, din çekişmelerini mezhep ya da ırka çevirip rahatça bir Doğu Anadolu köyüne uyarlayabilirsiniz. Çocuklarına “anneciğim” diye seslenen, hamarat, çalışkan ve cefakar kadınlar sadece Lübnan’a özgü değil. Barış adına kendi önceliklerini ve acılarını unutarak bir araya gelen bu kadınların film boyunca giriştikleri birbirinden yaratıcı “unutturma” çabaları ve en önemli değerleri olan komşuluğu koruma yolunda din adamlarını da saflarına çekip attıkları adımlar bir bardak çay ve humus eşliğinde seyredilesi.

Labaki’nin senaryosunu Rodney Al Haddid ve Thomas Bidegain ile birlikte kaleme aldığı film oskar alamasa da Toronto Uluslararası Film Festivali’nde “People’s Choice” (“Halkın Seçimi”) ödülünü kazandı. Her ne kadar türlerinin arasında adı geçmese de filmin öteki bir artısı müzikal karakteristiği. Yumuşak bir Arapça’yla seslendirilmiş melodik şarkılar ve göze batmayan koreografiler filmle büyük bir uyum içerisinde. Özellikle haşhaşlı şarkı kişisel favorim. Bu filmi izleyince Nabaki’nin bu Eylül’de sinemalara gelecek yeni filmi “Rock the Casbah”ı dört gözle bekleyeceğinize garanti veriyorum.

Yönetmen: Nadine Labaki
Türü: Komedi, Dram
 Et maintenant on va où?
(2011) on IMDb






24 Temmuz 2013 Çarşamba

Kon-Tiki (2012)



Joachim Ronning ve Espen Sandberg’in yönettiği Kon-Tiki 2012 yılının en başarılı Norveç yapımı olarak kabul ediliyor. Altın Küre ve Oscar Akademi Ödüllerinde en iyi yabancı film dalına aday olan film, 1947 yılında Thor Heyerdahl’ın tezini kanıtlamak uğruna yola çıktığı serüveni konu alıyor.

Maceraperest bilim adamı, Polenezya’ya 1500 yıl önce ilk yerleşenlerin Asyalı değil Perulu olduğu tezini, diğer bilim adamlarına ve akademik yayıncılara kabul ettiremeyince, bunu kanıtlamak için Peruluları aynen taklit ederek yola çıkmaya karar veriyor. Beş kişilik ekibiyle beraber o zamanın şartları dikkate alınarak inşa ettikleri sal ile Peru’dan yola çıkıyorlar. Hedef 4500 kilometrelik mesafeyi sadece deniz akıntılarıyla ve rüzgarın yardımıyla tamamlamak.

Gerçek hikayeyle neredeyse birebir örtüşen film, başarılı görsel efektlerle süslenip, seyircinin çok keyifli vakit geçirmesini sağlıyor. Filmin, baştan sona sürükleyiciliğini kaybetmeyen, oyunculuğun yeterince iyi olduğu eski tip macera filmlerine benzetilebilecek bir havası olduğunu söyleyebilirim. Karakterler üzerine belki çok derinlemesine çalışılmamış ve yoğunlaşılmamış ama maceranın kendisi zaten yeterince doyurucu.

Filmi izlerken ara ara aklıma Life of Pi (2012) filmi de gelmedi değil. İkisi de okyanusun ortasında inanılmaz bir görsel şöleni barındırırken, heyecanı ve etkileyiciliği son ana kadar devam ettiriyor. Belki de tek farkları birisinin istenerek çıkılan gerçek bir yolculuğu, diğerinin kaza sonucu ortaya çıkan kurgusal hayatta kalma macerasını konu edinmesi.

Altın Küre ve Oscar’a adaylığı, gişedeki başarısı ve eleştirmenlerin olumlu değerlendirlemeleri sonucu yönetmenler Hollywood’a Karayip Korsanları 5 filmini çekmek üzere tekrar (2006 yılında Bandidas adlı Penelope Cruz’lu, Selma Hayek’li bir filmleri varmış) transfer oldular. Burada da denizde yakaladıkları başarıyı devam ettirmelerini umarım.

Bu arada filmi izledikten sonra konu ile araştırma yapmamak elde değil, mutlaka açıp Heyerdahl ve ekibinin yaşamını okuyorsunuz. Bir yandan da Heyerdahl macerasını 1950 yılında belgeselleştirmiş ve kamuoyuna sunmuş. National Geographic’in de konuyla ilgili çekilmiş bir belgeseli var. Çok yorucu olmayan sürükleyici macera filmi arıyorsanız ilgi çekici Kon-Tiki macerasini izlemenizi tavsiye ederim.

Türü: Aksiyon, Biyografi, Macera
 Kon-Tiki
(2012) on IMDb




26 Haziran 2013 Çarşamba

Man of Steel (2013)




"In time, you will help them accomplish wonders..."

Superman, belki de gezegendeki en bilinen çizgi roman karakteridir. Superman, insanlık için her zaman doğruyu gösteren bir kutup yıldızını simgeler, ve bu bağlamda bizim için imkansız bir hedeftir. 

Batman'i nispeten gerçekçi temeller üzerine inşa eden Christopher Nolan ve önceki çizgi roman uyarlamaları için sert bir üslup tercih eden Zack Snyder'ın elinde bu imkansız karakterin nasıl işleneceği büyük bir soru işaretiydi benim için. Filmden çıktığımda soru işaretlerinin yerini kocaman bir gülümseme aldı. İkili bize mükemmele yakın bir Superman filmi sunmuş.

Kal-El\Superman rolünde Henry Cavill oynuyor. Kendisi belki de Wolverine - Hugh Jackman tercihinden sonra yapılmış en iyi oyuncu tercihi olabilir. Bu Superman doğruyu bilen değil ama doğruyu arayan, Christopher Reeve'inkinden daha insan, Brandon Routh'unkinden daha uzaylı bir Superman.

Filmin ilk yarısı flashbacklerle donanmış bir başlangıç hikayesi, ikinci yarısı ise dur durak bilmeyen bir lunapark treni havasında. Aksiyonun ebatı o kadar büyük ki bir süre sonra yorulmaya başlıyorsunuz, belki de film bittiğinde hissettiğiniz o tatmin olmuşluk duygusunun bir kaynağı da bu yoğun aksiyon.

İnanılmaz bir görsellik var filmde, Snyder'a hakkını vermek gerekiyor çektiği 3 çizgi roman uyarlaması da görsel olarak müthiş başarılı ve kaynak çizgi romanların estetiğini aynen yansıtmayı başarıyor. Belirtmek gerek, daha önceki Superman iterasyonlarından farklı bir arka plan hikayesi var ve yapılan değişiklikler hikayeyi olumlu yönde etkilemiş.

Filmin kötü karakteri General Zod rolünde Michael Shannon var. Michael Shannon mükemmel bir aktör, ve film öncesinde büyük beklenti içindeydim. Filmde anlatıldığı kadarıyla Kriptonlular genetik mühendislik harikası, Zod da askeri bir lider olmak için üretilmiş. Merhamet duygusu olmayan Zod herhangi bir iç çatışma içinde olmadığı için fazlasıyla yüzeysel bir karakter ortaya çıkmış. Biraz hayal kırıklığı yaşasam da kaynağı kesinlikle Shannon'ın oyunculuk yetenekleri değil.

Filmde diğer DC Comics karakterlerine pek çok referans var. Öğrendiğimiz kadarıyla Warner Bros'un planı, Marvel Comics'in izinden gidip birbirleri ile bağlantılı filmler çekmek ve en sonunda büyük ölçekte bir hikaye anlatmak (Justice League).

İzleyeceğiniz filmin Dünya'ya gönderilen çok kuvvetli ve uçabilen bir uzaylının hikayesi olduğunun farkındaysanız şiddetle tavsiye ediyoruz, mükemmel bir Superman filmi.

 Man of Steel
(2013) on IMDb


15 Nisan 2013 Pazartesi

Trance (2013)


"Do you want to remember or do you want to forget?"


Danny Boyle'un sınır tanımayan sinemasının 2013 tarihli son ürünü, aklımızla bin bir oyun oynayan Trance. "Hiçbirşey göründüğü gibi değil" temalı filmde Danny Boyle seyirciyi olabildiğince şaşırtmaya, yer yer de kafasını karıştırmaya çalışıyor, hatta filmin sonuna doğru seyircide meraktan çok hüsran duygusu oluşabiliyor.

James McAvoy, bir sanat müzayedesi soygunu sırasında başı derde giren mezatçı Simon'ı canlandırıyor. Vincent Cassel, daha önce defalarca kez oynadığı sevilebilir kötü adam karakteri ile karşımızda yine, kendisi bu sefer soygun çetesinin lideri Franck. Aksiyon filmleri için Jason Statham ne işe, suç filmleri için de Vincent Cassel o galiba. Başrol oyuncuları arasında en zayıf halka, gurubun sorunlarını hipnoz yöntemi ile çözmeye çalışan psikolog Elizabeth'i canlandıran Rosario Dawson gibi görünse de film boyunca sergilediği tutuk oyunculuk filmin sonundaki çözülme ile mantıklı hale geliyor - en azından benim için.

Simon'ın geçmişi yavaş yavaş hatırladığı filmde biz de bulmacayi yavaş yavaş çözüyoruz - en azından çözdüğümüzü sanıyoruz. Gerçekten de hiçbirşey göründüğü gibi değil. Danny Boyle, üretkenliğinin zirvesinde bir yönetmen. Çok değişik konuları, ilginç bakış (ve kamera) açıları ile seyirciye sunabiliyor. Müzik seçimleri ise yönetmenliği kadar başarılı (bunu zaten 2012 Londra olimpiyatlarının açılışında da gördük). Trance, Danny Boyle'un en iyi filmi değil belki, ama müzik seçimi, kurgu, kullanılan kamera açıları, oyunculuk Boyle standartlarında. Bazılarına zorlama gelebilecek sonu dışında keyifli bir seyirlik.

Yönetmen: Danny Boyle
Oyuncular: James McAvoy, Vincent Cassel, Rosario Dawson
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1924429
Türü: Suç, Dram
Trance (2013) on IMDb

14 Nisan 2013 Pazar

Oblivion (2013)



"It's time to learn the truth..."

Hollywood, bize gösterişli fragmanlar altında sunduğu hayal kırıklıkları ile ünlüdür. Bize sunduğu menüde etkileyici görsellerin altında çok iyi düşünülmemiş bir hikaye, ya da karton sığlığında karakterler bulduğumuzda şaşırmayız, Aynen Prometheus örneğinde olduğu gibi...

Oblivion'un fragmanını izlediğimde çok heyecanlandığımı söyleyemeyeceğim. Filmin bir Tom Cruise filmi olması da yardımcı olmadı. Bilim-kurgularda oyuncu kadrosu ne kadar iddialıysa film de o kadar yavan oluyor ne yazık ki...

Bu yönden bakıldığında Oblivion beni şaşırttı, şaşırtmakla da kalmadı, çok mutlu etti. Umduğumuzdan kat ve kat fazlasını veren Oblivion, mükemmele yakın bir bilim kurgu filmi. Bir Ray Bradbury hikayesi okuyor gibiyiz, tanıyamadığımız bir dünyayı yavaş yavaş keşfederken bazı şeylerin olması gerektiğinden farklı olduğunu farkediyoruz. film bizi şaşırtmış olmak için şaşırtmıyor, amacı "sürpriz son" silahını kullanıp pirim yapmak da değil.

Oblivion, yönetmen Joseph Kosinski'nin ikinci uzun metrajlı filmi. İlk filmi TRON: Legacy ile pozitif tepkiler alan yönetmene olan en büyük eleştiri, özel efektlere sırtını fazla dayayıp hikayeye ve karakterlere yeterince özen göstermemesi idi. Bu sorunu halletmiş gibi görünüyor.

Filmin özel efektleri ve görsel tasarımı çok iyi. Filmi izlerken zaman zaman Mass Effect, zaman zaman da Fallout 3 etkilerini görmek mümkün.

Filmin müzikleri için de bir parantez açmak istiyorum. Kosinski, TRON'da Daft Punk ıle çalışma şansını yakalamış ve inanılmaz bir sonuç elde etmişti. Bu filmde M83 ve Joseph Trapanese ile çalışmış ve benzer bir sonuç elde etmiş.

Oblivion sinemada izlenmeyi hakeden çok çok iyi bir bilim kurgu filmi. Şiddetle tavsiye ediyoruz...

Yönetmen: Joseph Kosinski
Oyuncular: Tom CruiseMorgan Freeman
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1483013/
Türü: Bilim Kurgu
Oblivion (2013) on IMDb

25 Mart 2013 Pazartesi

Dead Man's Shoes (2004)


"There's blood on my hands, from what you made me do."

Dead Man's Shoes, Shane Meadows'un yazıp yönettiği, başrollerinde Paddy Considine ve Toby Kebbell'in oynadığı karanlık bir intikam hikayesi. Meadows, teknik işçiliğe pek önem vermeyen bir yönetmen ve sabırsız bir bünyede amatör bir film etkisi yaratabiliyor filmleri. Onun filmlerini ilginç yapan anlattığı karakterler ve hikayeleri için seçtiği - İngiltere'nin dışardan çok da bilinmeyen yüzü - Midlands bölgesi.

Dead Man's Shoes bu anlamda bir istisna değil. İç çekimlerde, kötü ve işlenmemiş bir kamera işçiliği var. Oyuncu yönetimi konusunda da çok başarılı olduğunu söyleyemeyeceğim, Considine ve Kebbell dışındaki oyunculuklar çok etkileyici değil. Hakkındaki yorumları daha önce okumamış olsam düşük bütçeli bir okul bitirme projesi izlediğimi düşüneceğim. Tam filmden umudumu kesmek üzereyken Considine ve Kebbell'in mükemmel oyunculukları devreye giriyor...

Gecikmiş bir intikamın hikayesi bu. Considine, zihinsel özürlü kardeşini (Kebbell) istismar eden kasabanın çakallarının peşine düşen eski bir asker. Vaktinde kardeşine destek ve sevgiyi esirgemiş olmanın verdiği suçlulukla, Considine'in intikamı yavaş yavaş vahşi bir ava dönüşüyor. Av durumuna düşen insanların çaresizliği ile filmin amatör havası birleşince, film sarsıcı bir hale geliyor. Film bittikten sonra bile uzun süre izlediğimiz şeyi sindirmeye çalışıyoruz.

Shane Meadows, nev-i şahsına münhasır, ve izleyiciye farklı bir şeyler sunmayı başaran bir sinemacı. Buna ek olarak sadece Considine için bile izlemeye değer...

Yönetmen: Shane Meadows
Oyuncular: Paddy Considine, Toby Kebbell
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt0419677/
Türü: GerilimDram
Dead Man's Shoes (2004) on IMDb


15 Mart 2013 Cuma

Stoker (2013)


"Sometimes you need to do something bad to stop you from doing something worse"

Old Boy ve Lady Vengeance'dan tanıdığımız Güney Koreli yönetmen Chan-wook Park'ın yeni dünya sineması ile imtihanı Stoker sonunda seyirci ile buluştu. Yönetmenin CV'sine baktığımızda az buçuk ne ile karşılaşacağımızı tahmin edebilsek de, tutuculuğu ile bilinen Amerikan sineması işin içine girince ne olacağı bir muammaydı...

Film, hayatla pek uyuşamayan ve ergenliğin uzatma dakikalarını yaşayan India (Mia Wasikowska), ansızın ortaya çıkan amcası Charles (Matthew Goode) ve taze dul \ ilgisiz anne \ gözardı edilmiş eş Evelyn (Nicole Kidman) arasıda geçen rahatsız edici bir aile draması. India, babasını 18. doğumününde bir trafik kazası sonucu kaybeder. Cenazade ortaya çıkan amcası Charles, bir süreliğine Evelyn ve India ile yaşamaya karar verir - ve devamında olaylar gelişir.

Beklendiği üzere filmin belli bir rahatsız ediciliği var, ama filmi korku filmi olarak tanımlamak hem janra hem de filme haksızlık olur. Gavet yavaş başlayan film derinizin altına sessiz ve derinden girip ve tohumlarını yavaş yavaş ekiyor. Park bu sefer vurucu bir hikaye yerine Terrence Malick vari etkileyici bir görsel tarzı tercih etmiş. İlginç kamera açıları ve şahane sekanslara yer veren Park, izlemesi keyif veren bir film yapmış. Lakin belirtmekte fayda var, en başta belirttiğimiz gibi Amerikan sinemasının etkileri hissediliyor. Önceki filmlere kıyasla daha yumuşak bir film Stoker.

"Farklı" - hatta toplumdan dışlanmış - insanların anlatıldığı filmde başrol oyuncularının üçü de birbirinden iyi. Yer yer donuk, yer yer duygusuz oyunculuk tercihi filmin havasına uygun ve bu tercih filmi daha da lezzetli kılıyor. Çıkan sonuç her mideye hitap etmeyen, ama sevenin de cidden bayılacağı bir asya-amerikan füzyon yemeği...

Yönetmen: Chan-wook Park
Oyuncular: Mia Wasikowska, Nicole Kidman, Matthew Goode
IMDb Linki: http://www.imdb.com/title/tt1682180/
Türü: Gerilim, Dram
Stoker (2013) on IMDb



22 Şubat 2013 Cuma

85'inci Akademi Ödülleri




85'inci Akademi Ödülleri törenine günler kala biz de ekip olarak tahminlerimizi yaptık. Pek çok sürprize açık bu yılki Oscar'larda sürpriz olmayacak tek şey törenin sunucusu Seth Macfarlane'in komedi ve müzik dolu performansı olacak. Muhtemelen bir Broadway müzikali havasında açılacak olan şovda Macfarlane'in bize müthiş bir zaman geçirteceğinden eminiz. Neyse, şimdi tahminlerimize geçelim...

En İyi Film
Vahit: Ben Affleck’in Argo’suna en büyük favori olarak bakılıyor. Altın Küre’den ve BAFTA’dan da ödüllerle dönünce yerini garantilemiş gibi duruyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığı zevzeklik en iyi film Oscar’ına ulaşmasını etkiler mi bilmiyorum tabi. Lincoln en büyük takipçisi ve Argo’nun şansı %51 işe Lincoln %49 diye düşünüyorum.
.
Onur: En iyi film dalında Argo ile Lincoln yarışıyor. Ben Affleck’in en iyi yönetmen dalında aday olmaması ve akademinin geçmişte bu dalda tutucu davranması, ibreyi Lincoln’e dogru çeviriyor.

En İyi Aktör
Vahit: Les Mİserables’i izlemedim ama Hugh Jackman’ın performansının çok iyi olduğundan bahsediliyor. Yine de Lincoln’u canlandıran Daniel Day-Lewis, rolünün verdiği avantajla kazanacaktır diye düşünüyorum.

Onur: En iyi Aktör zorlu bir kategori. Bana kalsa Bradley Cooper’a veririm heykeli, ama Akademi üyelerinin Daniel-Day Lewis ile Hugh Jackman arasında kalacağını düşünüyorum. Gecenin sonunda Lewis üçüncü oscarini eve götürecektir.

En İyi Aktris
Vahit: En yaşlı Oscar adayı olarak tarihe geçen Emmanuelle Riva’nın, son günlerin popüler kadın oyuncusu Jennifer Lawrence karşısında şansı çok az ilan edilse de bence bu senenin en iyi kadın aktrisi olarak seçilecek.

Onur: Akademi en iyi kadın oyuncu ödülünde daha liberal davranabiliyor. Ben çekişmenin Jessica Chastain ile Jennifer Lawrance arasında geçeceğini düşünüyorum, kazanan Jennifer Lawrance olur.

En İyi Yönetmen
Vahit: Eğer en iyi filmi Lincoln alırsa, en iyi yönetmen olarak Spielberg kesin seçilir. Eğer en iyi film Argo’ya giderse daha önce bir kez Oscar alma şerefine erişmiş Ang Lee skorunu ikiye çıkarmış olur. Aslında gönlümden geçen Ang Lee de olsa Steven Spielberg kazanır gibi görünüyor.

Onur: Akademinin büyük ayıbı bu yıl Ben Affleck’i aday göstermemek. Neyse, onun yokluğunda Michael Haneke, Ang Lee ve Steven Spielberg aralarında kapışır, ödülü eve Steven Spielberg götürür (ama gönlüm Haneke’den yana).

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Vahit: Daha önce de Inglourious Basterds’ta beğenerek izlediğimiz Christoph Waltz Django’da da çok başarılı bir performans ortaya koymuş. Oscar almasını can-ı gönülden istiyorum.

Onur: Christoph Waltz’un rahat şekilde kazanacağını düşünüyorum.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Vahit: Bu kategori bence epey zor. Anne Hathaway en büyük favori olarak gösteriliyor. Kendisi de bu ödüle gözünü uzun süredir dikmiş durumda. Bakalım bu sefer başarabilecek mi?

Onur: Her ne kadar Les Miserables’daki performansını ağlak bulsam da Anne Hathaway en güçlü adayı bu dalın.

En iyi Animasyon
Vahit: Brave
Onur: Bir bilgisayar oyunu fanatiği olarak gönlüm Wreck-it Ralph’ten yana olsa da Akademi politik davranıp Brave’e verecektir ödülü.

En İyi Yabancı Film
Vahit: Amour
Onur: Michael Haneke’nin başyapıtı Amour açık ara favori.

En İyi Belgesel
Vahit: Searching for Sugar Man
Onur: Ne yazık ki aday filmlerin hiç birini izlemesem de adaylar arasında en çok ses getiren, ve bu yıl BAFTA’yı da kazanmış Searching for Sugar Man alır ödülü diye tahmin ediyorum.

En İyi Özgün Senaryo
Vahit: Zero Dark Thirty
Onur: Django Unchained

En İyi Uyarlama Senaryo
Vahit: Argo
Onur: Silver Linings Playbook

En İyi Kısa Animasyon
Vahit: Paperman
Onur: Paperman

En İyi Kostüm Tasarımı
Vahit: Anna Karenina
Onur: Les Misérables

En İyi Makyaj
Vahit: The Hobbit: An Unexpected Journey
Onur: The Hobbit: An Unexpected Journey

En İyi Canlı Aksiyon Kısa Film
Vahit: Henry
Onur: Henry

En İyi Görsel Efekt
Vahit: Life of Pi
Onur: The Hobbit: An Unexpected Journey

En İyi Film Montajı
Vahit: Argo
Onur: Argo

En İyi Ses Montajı
Vahit: Life of Pi
Onur: Skyfall

En iyi Ses Miksajı
Vahit: Les Miserables
Onur: Skyfall

En İyi Müzik
Vahit: Life of Pi
Onur: Anna Karenina

En iyi Orjinal Şarkı
Vahit: Skyfall
Onur: Skyfall

En İyi Sanat Yönetmeni
Vahit: Anna Karenina
Onur: The Hobbit: An Unexpected Journey

En İyi Sinematografi
Vahit: Life of Pi
Onur: Roger Deakins, uzun süredir hakettiği heykeli Skyfall ile alacaktır bu yıl.


17 Şubat 2013 Pazar

63. Uluslararası Berlin Film Festivali Berlinale Ödülleri

Altın Ayı
10 günlük bir serüvenin ardından filmler ödüllerine kavuştu. 2 Altın Ayı’nın (Bir uzun metraj, bir kısa metraj) 7 Gümüş Ayı’nın ve 4 Kristal Ayı’nın dışında bağımsız Jürilerin verildiği ödüllerin tam listesi bugün açıklandı. Bu filmlerden hangileri festivaller dışında vizyona girer bilemiyorum ama sinemaseverler için değerlendirilmesi gereken bir liste olduğunu düşünüyorum.

En iyi film dalında ALTIN AYI
Călin Peter Netzer'in, Poziţia Copilului (Child's Pose) filmine

Jüri Büyük Ödülü dalında GÜMÜŞ AYI
Danış Tanović'in, Epizoda u žıvotu berača željeza (An Episode in the Life of an Iron Picker) filmine

ALFRED BAUER dalında GÜMÜŞ AYI - Festivalin kurucusu anısına –
Yeni bir bakış açısı kazandırdığı için Denis Côté'nin, Vic+Flo ont vu un ours (Vic+Flo Saw a Bear) filmine

En iyi yönetmen dalında GÜMÜŞ AYI
David Gordon Green'in Prince Avalanche filmi için

En iyi aktris dalında GÜMÜŞ AYI
Paulina García'nın Gloria filmindeki performansı için

En iyi aktör dalında GÜMÜŞ AYI
Nazif Müjić'nin Epizoda u žıvotu berača željeza (An Episode in the Life of an Iron Picker) filmindeki performansı için

En iyi senaryo dalında GÜMÜŞ AYI
Jafar Panahi'nin Pardé  (Closed Curtain) filminin senaryosu için

Kamera, müzik, kostüm dizaynı veya set dizaynındaki olağanüstü performans dalında GÜMÜŞ AYI
Kamera dalında Aziz Zhambakiyev'in Uroki Garmonii (Harmony Lessons) filmindeki performansı için

Özel mansiyon
Gus Van Sant'ın Promised Land filmi

Özel mansiyon
Pia Marais'in Layla Fourie filmi

En iyi ilk film ödülü
Kim Mordaunt'in The Rocket filmine

En iyi ilk filmde özel mansiyon
João Viana'nın A batalha de Tabatô (The Battle of Tabatô) filmi

En iyi kısa film dalında ALTIN AYI
Jean-Bernard Marlin'in La Fugue (The Runaway) filmine

Jüri ödülü dalında GÜMÜŞ AYI
Stefan Kriekhaus'nin die ruhe bleibt (remains quiet) filmine

En iyi Avrupa kısa film ödülü
Chema Garçía İbarra'nın Misterio (Mystery) filmine

DAAD kısa film ödülü
Köken Ergün'nun Asura (Ashura) filmine

Jenerasyon Kplus çocuk Bölümünde
En iyi film dalında KRİSTAL AYI
Kim Mordaunt'in The Rocket filmine

Özel mansiyon
Catriona McKenzie'nin Satellite Boy filmine

En iyi kısa film dalında KRİSTAL AYI
Matthew Moore'un The Amber Amulet filmine

Özel mansiyon
Ēvalds Lācis'in Ezi un lielpilseta (Hedgehogs and the City) filmine

Jenerasyon Kplus uluslararası jüri bölümünde
En iyi film dalında büyük ödül
Jānis Nords'un Mammu, es Tevi mīlu (Mother, I Love You) filmine

Özel mansiyon
Catriona McKenzie'nin Satellite Boy filmine

En iyi kısa film dalında büyük ödül
Kim Jung-in'in Cheong filmine

Özel mansiyon
Ēvalds Lācis'in Ezi un lielpilseta (Hedgehogs and the City) filmine

Genç Jüriler Jenerasyon 14plus bölümü
En iyi film dalında  KRİSTAL AYI
Kasia Rosłaniec'in Baby Blues

Özel mansiyon
Shin Su-won'un Pluto filmi

En iyi kısa film dalında KRİSTAL AYI
Ana Nedeljković ve Nikola Majdak'ın Rabbitland filmi

Özel mansiyon
Jenni Toivoniemi'nin Treffit (The Date)

Generation 14plus uluslararası Jüri bölümünde
En iyi film dalında büyük ödül
Mark Albiston ve Louis Sutherland'ın Shopping filmine

Özel mansiyon
Kasia Rosłaniec'in Baby Blues filmine

En iyi kısa film
Anders Hazelius'in Forsta gången (The First Time) filmine

Özel Mansiyon
Danis Goulet'in Barefoot filmine

Bağımsız Jüriler
THE ECUMENICAL JÜRİ ÖDÜLLERİ
Yarışma: Gloria (Gloria)- Sebastián Lelio
Özel mansiyon -  Epizoda u žıvotu berača željeza (An Episode in the Life of an Iron Picker), Danis Tanović

Panorama: The Act of Killing (The Act of Killing), Joshua Oppenheimer
Özel mansiyon - Inch'Allah (İnch'Allah), Anaïs Barbeau-Lavalette
Forum: Krugovi (Circles), Srdan Golubović
Özel mansiyon -   Senzo ni naru (Roots), Kaoru Ikeya

THE FIPRESCI JURY ÖDÜLLERİ
Competition: Poziţia Copilului (Child's Pose), Călin Peter Netzer
Panorama: Inch'Allah, Anaïs Barbeau-Lavalette
Forum: Hélio Oiticica (Hélio Oiticica), Cesar Oiticica Filho

THE GUILD OF GERMAN ART HOUSE CINEMAS ödülü
Gloria (Gloria),Sebastián Lelio

C.I.C.A.E. ÖDÜLLERİ
Panorama: Rock the Casbah (Rock the Casbah), Yariv Horowitz
Forum: Grzeli nateli dğeebi (In Bloom), Nana Ekvtimishvili, Simon Groß

LABEL EUROPA CINEMAS
The Broken Circle Breakdown, Felix Van Groeningen

TEDDY ÖDÜLÜ
En iyi film: W imie... (İn the Name of), Małgöśka Szumowska
En iyi belgesel: Bambi (Bambi), Sébastien Lifshitz
En iyi kısa film: Ta av mıg (Undress Me), Victor Lindgren
Teddy Jüri ödülü: Concussion, Stacie Passon

MADE IN GERMANY – PERSPEKTIVE FELLOWSHIP
Jan Speckenbach - Das Klopfen der Steine (The sound of stones)

FGYO-AWARD DIALOGUE EN PERSPECTIVE
Zwei Mutter (Two Mothers), Anne Zohra Berrached

Özel mansiyon
Chiralia (Chiralia), Santiago Gil

CALIGARI FİLM ÖDÜLÜ
Hélio Oiticica (Hélio Oiticica), Cesar Oiticica Filho

NETPAC ÖDÜLÜ
Lamma shoftak (When I Saw You), Annemarie Jacir

PEACE FİLM ÖDÜLÜ
A World Not Ours (A World Not Ours), Mahdi Fleifel

AMNESTY INTERNATIONAL FİLM ÖDÜLÜ
The Rocket (The Rocket), Kim Mordaunt

CINEMA FAIRBINDET ÖDÜLÜ
Art/Violence (Art/Violence), Udi Aloni, Batoul Taleb, Miriam Abu-Khaled

HEINER CAROW ÖDÜLÜ
Naked Opera (Naked Opera), Angela Christlieb

OKUYUCU VE SEYİRCİ ÖDÜLLERİ
Panorama
The Broken Circle Breakdown, Felix Van Groeningen
Panorama - Belgesel
The Act of Killing, Joshua Oppenheimer

BERLINER MORGENPOST OKURLARI ÖDÜLÜ
Uroki Garmonii (Harmony Lessons), Emir Baigazin

TAGESSPIEGEL OKURLARI ÖDÜLÜ
Vaters Garten - Die Liebe meiner Eltern (Father's Garden - The Love of My Parents), Peter Liechti

SİEGESSÄULE OKURLARI ÖDÜLÜ
W imie... (İn the Name of), Małgośka Szumowska

VFF TALENT HIGHLIGHT PITCH ÖDÜLÜ
Geordie Sabbagh’a (Kanada), Two Guys Who Sold the World filmi için

ARTE ULUSLARARASI ÖDÜLÜ,
Petar Valchanov’a (Bulgaristan), Urok (The Lesson) filmi için

DOLBY® SOUND MARK ÖDÜLÜ
Rutger Reinders'a (Hollanda)

verilmiştir. 

Bu kadar kaliteli filmin arasından seçim yapıp ödülleri dağıtmak gerçekten zor bir zanaat olsa gerek. Ödül töreninin ardından, 17 Şubat'ta Berlinale son buluyor. Şimdi sırada diğer önemli festivallerden Cannes ve Venedik var.