22 Şubat 2013 Cuma

85'inci Akademi Ödülleri




85'inci Akademi Ödülleri törenine günler kala biz de ekip olarak tahminlerimizi yaptık. Pek çok sürprize açık bu yılki Oscar'larda sürpriz olmayacak tek şey törenin sunucusu Seth Macfarlane'in komedi ve müzik dolu performansı olacak. Muhtemelen bir Broadway müzikali havasında açılacak olan şovda Macfarlane'in bize müthiş bir zaman geçirteceğinden eminiz. Neyse, şimdi tahminlerimize geçelim...

En İyi Film
Vahit: Ben Affleck’in Argo’suna en büyük favori olarak bakılıyor. Altın Küre’den ve BAFTA’dan da ödüllerle dönünce yerini garantilemiş gibi duruyor. Geçtiğimiz günlerde yaptığı zevzeklik en iyi film Oscar’ına ulaşmasını etkiler mi bilmiyorum tabi. Lincoln en büyük takipçisi ve Argo’nun şansı %51 işe Lincoln %49 diye düşünüyorum.
.
Onur: En iyi film dalında Argo ile Lincoln yarışıyor. Ben Affleck’in en iyi yönetmen dalında aday olmaması ve akademinin geçmişte bu dalda tutucu davranması, ibreyi Lincoln’e dogru çeviriyor.

En İyi Aktör
Vahit: Les Mİserables’i izlemedim ama Hugh Jackman’ın performansının çok iyi olduğundan bahsediliyor. Yine de Lincoln’u canlandıran Daniel Day-Lewis, rolünün verdiği avantajla kazanacaktır diye düşünüyorum.

Onur: En iyi Aktör zorlu bir kategori. Bana kalsa Bradley Cooper’a veririm heykeli, ama Akademi üyelerinin Daniel-Day Lewis ile Hugh Jackman arasında kalacağını düşünüyorum. Gecenin sonunda Lewis üçüncü oscarini eve götürecektir.

En İyi Aktris
Vahit: En yaşlı Oscar adayı olarak tarihe geçen Emmanuelle Riva’nın, son günlerin popüler kadın oyuncusu Jennifer Lawrence karşısında şansı çok az ilan edilse de bence bu senenin en iyi kadın aktrisi olarak seçilecek.

Onur: Akademi en iyi kadın oyuncu ödülünde daha liberal davranabiliyor. Ben çekişmenin Jessica Chastain ile Jennifer Lawrance arasında geçeceğini düşünüyorum, kazanan Jennifer Lawrance olur.

En İyi Yönetmen
Vahit: Eğer en iyi filmi Lincoln alırsa, en iyi yönetmen olarak Spielberg kesin seçilir. Eğer en iyi film Argo’ya giderse daha önce bir kez Oscar alma şerefine erişmiş Ang Lee skorunu ikiye çıkarmış olur. Aslında gönlümden geçen Ang Lee de olsa Steven Spielberg kazanır gibi görünüyor.

Onur: Akademinin büyük ayıbı bu yıl Ben Affleck’i aday göstermemek. Neyse, onun yokluğunda Michael Haneke, Ang Lee ve Steven Spielberg aralarında kapışır, ödülü eve Steven Spielberg götürür (ama gönlüm Haneke’den yana).

En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Vahit: Daha önce de Inglourious Basterds’ta beğenerek izlediğimiz Christoph Waltz Django’da da çok başarılı bir performans ortaya koymuş. Oscar almasını can-ı gönülden istiyorum.

Onur: Christoph Waltz’un rahat şekilde kazanacağını düşünüyorum.

En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Vahit: Bu kategori bence epey zor. Anne Hathaway en büyük favori olarak gösteriliyor. Kendisi de bu ödüle gözünü uzun süredir dikmiş durumda. Bakalım bu sefer başarabilecek mi?

Onur: Her ne kadar Les Miserables’daki performansını ağlak bulsam da Anne Hathaway en güçlü adayı bu dalın.

En iyi Animasyon
Vahit: Brave
Onur: Bir bilgisayar oyunu fanatiği olarak gönlüm Wreck-it Ralph’ten yana olsa da Akademi politik davranıp Brave’e verecektir ödülü.

En İyi Yabancı Film
Vahit: Amour
Onur: Michael Haneke’nin başyapıtı Amour açık ara favori.

En İyi Belgesel
Vahit: Searching for Sugar Man
Onur: Ne yazık ki aday filmlerin hiç birini izlemesem de adaylar arasında en çok ses getiren, ve bu yıl BAFTA’yı da kazanmış Searching for Sugar Man alır ödülü diye tahmin ediyorum.

En İyi Özgün Senaryo
Vahit: Zero Dark Thirty
Onur: Django Unchained

En İyi Uyarlama Senaryo
Vahit: Argo
Onur: Silver Linings Playbook

En İyi Kısa Animasyon
Vahit: Paperman
Onur: Paperman

En İyi Kostüm Tasarımı
Vahit: Anna Karenina
Onur: Les Misérables

En İyi Makyaj
Vahit: The Hobbit: An Unexpected Journey
Onur: The Hobbit: An Unexpected Journey

En İyi Canlı Aksiyon Kısa Film
Vahit: Henry
Onur: Henry

En İyi Görsel Efekt
Vahit: Life of Pi
Onur: The Hobbit: An Unexpected Journey

En İyi Film Montajı
Vahit: Argo
Onur: Argo

En İyi Ses Montajı
Vahit: Life of Pi
Onur: Skyfall

En iyi Ses Miksajı
Vahit: Les Miserables
Onur: Skyfall

En İyi Müzik
Vahit: Life of Pi
Onur: Anna Karenina

En iyi Orjinal Şarkı
Vahit: Skyfall
Onur: Skyfall

En İyi Sanat Yönetmeni
Vahit: Anna Karenina
Onur: The Hobbit: An Unexpected Journey

En İyi Sinematografi
Vahit: Life of Pi
Onur: Roger Deakins, uzun süredir hakettiği heykeli Skyfall ile alacaktır bu yıl.


17 Şubat 2013 Pazar

63. Uluslararası Berlin Film Festivali Berlinale Ödülleri

Altın Ayı
10 günlük bir serüvenin ardından filmler ödüllerine kavuştu. 2 Altın Ayı’nın (Bir uzun metraj, bir kısa metraj) 7 Gümüş Ayı’nın ve 4 Kristal Ayı’nın dışında bağımsız Jürilerin verildiği ödüllerin tam listesi bugün açıklandı. Bu filmlerden hangileri festivaller dışında vizyona girer bilemiyorum ama sinemaseverler için değerlendirilmesi gereken bir liste olduğunu düşünüyorum.

En iyi film dalında ALTIN AYI
Călin Peter Netzer'in, Poziţia Copilului (Child's Pose) filmine

Jüri Büyük Ödülü dalında GÜMÜŞ AYI
Danış Tanović'in, Epizoda u žıvotu berača željeza (An Episode in the Life of an Iron Picker) filmine

ALFRED BAUER dalında GÜMÜŞ AYI - Festivalin kurucusu anısına –
Yeni bir bakış açısı kazandırdığı için Denis Côté'nin, Vic+Flo ont vu un ours (Vic+Flo Saw a Bear) filmine

En iyi yönetmen dalında GÜMÜŞ AYI
David Gordon Green'in Prince Avalanche filmi için

En iyi aktris dalında GÜMÜŞ AYI
Paulina García'nın Gloria filmindeki performansı için

En iyi aktör dalında GÜMÜŞ AYI
Nazif Müjić'nin Epizoda u žıvotu berača željeza (An Episode in the Life of an Iron Picker) filmindeki performansı için

En iyi senaryo dalında GÜMÜŞ AYI
Jafar Panahi'nin Pardé  (Closed Curtain) filminin senaryosu için

Kamera, müzik, kostüm dizaynı veya set dizaynındaki olağanüstü performans dalında GÜMÜŞ AYI
Kamera dalında Aziz Zhambakiyev'in Uroki Garmonii (Harmony Lessons) filmindeki performansı için

Özel mansiyon
Gus Van Sant'ın Promised Land filmi

Özel mansiyon
Pia Marais'in Layla Fourie filmi

En iyi ilk film ödülü
Kim Mordaunt'in The Rocket filmine

En iyi ilk filmde özel mansiyon
João Viana'nın A batalha de Tabatô (The Battle of Tabatô) filmi

En iyi kısa film dalında ALTIN AYI
Jean-Bernard Marlin'in La Fugue (The Runaway) filmine

Jüri ödülü dalında GÜMÜŞ AYI
Stefan Kriekhaus'nin die ruhe bleibt (remains quiet) filmine

En iyi Avrupa kısa film ödülü
Chema Garçía İbarra'nın Misterio (Mystery) filmine

DAAD kısa film ödülü
Köken Ergün'nun Asura (Ashura) filmine

Jenerasyon Kplus çocuk Bölümünde
En iyi film dalında KRİSTAL AYI
Kim Mordaunt'in The Rocket filmine

Özel mansiyon
Catriona McKenzie'nin Satellite Boy filmine

En iyi kısa film dalında KRİSTAL AYI
Matthew Moore'un The Amber Amulet filmine

Özel mansiyon
Ēvalds Lācis'in Ezi un lielpilseta (Hedgehogs and the City) filmine

Jenerasyon Kplus uluslararası jüri bölümünde
En iyi film dalında büyük ödül
Jānis Nords'un Mammu, es Tevi mīlu (Mother, I Love You) filmine

Özel mansiyon
Catriona McKenzie'nin Satellite Boy filmine

En iyi kısa film dalında büyük ödül
Kim Jung-in'in Cheong filmine

Özel mansiyon
Ēvalds Lācis'in Ezi un lielpilseta (Hedgehogs and the City) filmine

Genç Jüriler Jenerasyon 14plus bölümü
En iyi film dalında  KRİSTAL AYI
Kasia Rosłaniec'in Baby Blues

Özel mansiyon
Shin Su-won'un Pluto filmi

En iyi kısa film dalında KRİSTAL AYI
Ana Nedeljković ve Nikola Majdak'ın Rabbitland filmi

Özel mansiyon
Jenni Toivoniemi'nin Treffit (The Date)

Generation 14plus uluslararası Jüri bölümünde
En iyi film dalında büyük ödül
Mark Albiston ve Louis Sutherland'ın Shopping filmine

Özel mansiyon
Kasia Rosłaniec'in Baby Blues filmine

En iyi kısa film
Anders Hazelius'in Forsta gången (The First Time) filmine

Özel Mansiyon
Danis Goulet'in Barefoot filmine

Bağımsız Jüriler
THE ECUMENICAL JÜRİ ÖDÜLLERİ
Yarışma: Gloria (Gloria)- Sebastián Lelio
Özel mansiyon -  Epizoda u žıvotu berača željeza (An Episode in the Life of an Iron Picker), Danis Tanović

Panorama: The Act of Killing (The Act of Killing), Joshua Oppenheimer
Özel mansiyon - Inch'Allah (İnch'Allah), Anaïs Barbeau-Lavalette
Forum: Krugovi (Circles), Srdan Golubović
Özel mansiyon -   Senzo ni naru (Roots), Kaoru Ikeya

THE FIPRESCI JURY ÖDÜLLERİ
Competition: Poziţia Copilului (Child's Pose), Călin Peter Netzer
Panorama: Inch'Allah, Anaïs Barbeau-Lavalette
Forum: Hélio Oiticica (Hélio Oiticica), Cesar Oiticica Filho

THE GUILD OF GERMAN ART HOUSE CINEMAS ödülü
Gloria (Gloria),Sebastián Lelio

C.I.C.A.E. ÖDÜLLERİ
Panorama: Rock the Casbah (Rock the Casbah), Yariv Horowitz
Forum: Grzeli nateli dğeebi (In Bloom), Nana Ekvtimishvili, Simon Groß

LABEL EUROPA CINEMAS
The Broken Circle Breakdown, Felix Van Groeningen

TEDDY ÖDÜLÜ
En iyi film: W imie... (İn the Name of), Małgöśka Szumowska
En iyi belgesel: Bambi (Bambi), Sébastien Lifshitz
En iyi kısa film: Ta av mıg (Undress Me), Victor Lindgren
Teddy Jüri ödülü: Concussion, Stacie Passon

MADE IN GERMANY – PERSPEKTIVE FELLOWSHIP
Jan Speckenbach - Das Klopfen der Steine (The sound of stones)

FGYO-AWARD DIALOGUE EN PERSPECTIVE
Zwei Mutter (Two Mothers), Anne Zohra Berrached

Özel mansiyon
Chiralia (Chiralia), Santiago Gil

CALIGARI FİLM ÖDÜLÜ
Hélio Oiticica (Hélio Oiticica), Cesar Oiticica Filho

NETPAC ÖDÜLÜ
Lamma shoftak (When I Saw You), Annemarie Jacir

PEACE FİLM ÖDÜLÜ
A World Not Ours (A World Not Ours), Mahdi Fleifel

AMNESTY INTERNATIONAL FİLM ÖDÜLÜ
The Rocket (The Rocket), Kim Mordaunt

CINEMA FAIRBINDET ÖDÜLÜ
Art/Violence (Art/Violence), Udi Aloni, Batoul Taleb, Miriam Abu-Khaled

HEINER CAROW ÖDÜLÜ
Naked Opera (Naked Opera), Angela Christlieb

OKUYUCU VE SEYİRCİ ÖDÜLLERİ
Panorama
The Broken Circle Breakdown, Felix Van Groeningen
Panorama - Belgesel
The Act of Killing, Joshua Oppenheimer

BERLINER MORGENPOST OKURLARI ÖDÜLÜ
Uroki Garmonii (Harmony Lessons), Emir Baigazin

TAGESSPIEGEL OKURLARI ÖDÜLÜ
Vaters Garten - Die Liebe meiner Eltern (Father's Garden - The Love of My Parents), Peter Liechti

SİEGESSÄULE OKURLARI ÖDÜLÜ
W imie... (İn the Name of), Małgośka Szumowska

VFF TALENT HIGHLIGHT PITCH ÖDÜLÜ
Geordie Sabbagh’a (Kanada), Two Guys Who Sold the World filmi için

ARTE ULUSLARARASI ÖDÜLÜ,
Petar Valchanov’a (Bulgaristan), Urok (The Lesson) filmi için

DOLBY® SOUND MARK ÖDÜLÜ
Rutger Reinders'a (Hollanda)

verilmiştir. 

Bu kadar kaliteli filmin arasından seçim yapıp ödülleri dağıtmak gerçekten zor bir zanaat olsa gerek. Ödül töreninin ardından, 17 Şubat'ta Berlinale son buluyor. Şimdi sırada diğer önemli festivallerden Cannes ve Venedik var. 

15 Şubat 2013 Cuma

Berlinale 2013 - Filmler


I Used To Be Darker (2013)

Onur:
Matthew Porterfield ile Amy Belk'in ortak çalışmasının ürünü olan I Used To Be Darker, ilişkiler üzerine bir film. Baltimore'da yaşayan müzisyen çift Kim ve Bill'in boşanma sonrası yaşadıkları buhranın üzerine, üniversitedeki ilk yılının ardından eve gelen Abby'nin annesi ile olan çekişmesi ve evden kaçan Kuzey İrlandalı yeğen Taryn'in sorunları eklenince ortaya herkesin tanıdık bir şeyler bulabileceği bir film çıkıyor. Filmde hikayeden çok karakterlere ve onların ruh hallerine odaklanıyoruz. (belirtmek gerek, başroldeki oyuncuların ilk oyunculuk denemeleri)

Müzikler cidden güzel, buna ek gerçek hayatta müzisyenlik yapan başrol oyuncuları Ned Oldham ve Kim Taylor da filme müzikal açıdan katkı yapıyorlar. Oyuncularından yüksek verim almayı başaran Porterfield'i kutlamak lazım. Film ile ilgili tek problemim, düşük temposu...

http://www.imdb.com/title/tt2147728




The Fruit Hunters (2012)

Onur:
The Fruit Hunters, Kanadalı genç yönetmen Yung Chang'ın yönettiği, egzotik meyvelerin  birbirinden farklı renkleri üzerine kurulu bir belgesel. İnsanların bu tadlara ulaşmak için verdikleri mücadeleyi, ya da insanların bu tadları modern tarımın elinden kurtarma çabaları gibi pek çok şeyi anlatıyor belgesel.

Pek çok farklı hikaye içeren belgeselin en zayıf bölümü, Bill Pullman'ın konuk olduğu, belgeselin temasından saparak egzotik meyvelerden bahsetmek yerine Pullman'ın Kuzey Hollywood'da bir meyve bahçesi açmaya çalışmasını anlatan bölüm. Burda belirtmek gerekir ki koku duyusunu kaybetmiş Bill Pullman'ı egzotik meyvelerle ilgili bir belgeselde kullanmak sorgulanması gereken bir seçim.

The Fruit Hunters iyi bir belgesel değil, ama ilginç bir belgesel...



Gold (2013)

Vahit:
Bir grup Alman altın avcısının 1800’lerde Kanada’daki 2500 kilometrelik serüvenini konu alıyor film. Hayatta başka kurlutuş yolu kalmamış, tek çıkış yollarının altın bulmaktan geçtiğini düşünen ekip bütün geçmişini bırakıp Kuzey Amerika’nın en zorlu rotasını atın üzerinde geçmeye çalışıyor.

Çok durağan, minimum konuşmanın olduğu, Kanada’nın dağlarında, otlaklarında ve ormanlarında geçen film izleyicinin ilgisini tutmakta biraz zorlanıyor. Hatta bazı yerlerde sıkıcı olduğu bile oluyor. Böyle bir yolculuğa çıkılsaydı gerçekten de ekibin başına bu olaylar gelebilirdi ama bir Western filminden beklenen heyecan maalesef burada pek yaşanmıyor. Berlinale’de yarışmada Almanya’yı temsil eden Gold, Altın Ayı’ya büyük ihtimalle ulaşamayacak. Fakat yine de o inanılmaz zor arazide çekilen film için sarfedilen emeğe saygı duyulması gerekiyor.


The Grandmaster (2013) - Yi dai zong shi

Onur:
Kar Wai Wong'un yapımı neredeyse 10 yıl süren ve uzun süredir ilgiyle beklenen filmi The Grandmaster, sonunda seyirci karşısına çıkıyor Berlinale'yle. Tony Leung Chiu Wai, Yip Man'ı (İp Man olarak da biliniyor), Ziyi Zhang ise Gong Er'i canlandırıyor. Filmi teknik açıdan çok başarılı bulsam da hikaye anlatımı açısından problemli olduğunu düşünüyorum. Ustalara saygısızlık etmemek için olabildiğince objektif bir şekilde Çin dövüş sanatları tarihinde büyük öneme sahip insanların hayatlarındaki dönüm noktalarını anlatmayı tercih ediyor Kar Wai Wong. Bunun yerine hikayeyi bir karakterin perspektifinden anlatmayı tercih etse muhtemelen daha "bütün" bir film ortaya çıkacaktı, ama şu haliyle The Grandmaster, daha çok iyi çekilmiş tarihi bir belgesel havasında...

Yanlış anlaşılmasın, oyunculukları şahane, dövüş koreografisi kusursuz ve eğlendirici bir film The Grandmaster. Belki de tek eksiği seyirci ile tam bir bağ kuramaması...

Vahit:
Ip Man temalı film enflasyonunun en yoğun yaşandığı şu yıllarda, Wong Kar Wai hiç birini beğenmemiş olacak ki, üzerinde uzun bir süre çalışıp büyük ustaları beyaz perdeye taşımış ve onlar karşında saygı duruşuna geçmiş. Film 1930 - 1950 dönemi Güney Çin ve Hong Kong’unda geçiyor. Uzakdoğu dövüş sanatları ustalarının birbiri arasındaki çekişmesi, onur savaşları, hayatta kalma mücadeleleri ve kültürlerini kaybetmeme çabası konu alınmış. Ip Man ana karakterimiz olsa da diğer ustaların da hayatlarından kesitler gösteriliyor. Bazıları bazı yerlerde kesişiyor, bazıları ise tamamen akışın dışında ilerliyor. Bu kesitlere gidiş geliş filmi biraz kopuk yapmış ama olağanüstü dövüş sahneleri, detaylar ve Wong Kar Wai’nin olmazsa olmaz umutsuz aşk hikayesi bu kopukluğu bastırıp size ekrana kitliyor. Filmin beğenmediğiniz yanları olabilir ama sinemadan etkilenmeden çıkmanız mümkün değil.

Kendisi jüri başkanı olduğu için filmini ödülle taçlandıramayacak ama The Grandmaster 2013 yılının en önemli yapımları arasında muhakkak yerini alacaktır.



Yesterday Never Ends (2013) - Ayer no termina nunca 

Onur:
Isabel Coixet'in yeni filmi Yesterday Never Ends, krizlerin hayatlarımız üzerine etkisini anlatan bir film. Başrollerde Javier Cámara ve Candela Peña'nın oynadığı filmde Cámara ve Peña, başlarına gelen felaket ile farklı şekillerde başa çıkmayı tercih eden ayrılmış bir çifti canlandırıyor. Bu noktada filmle ilgili çok detay vermek istemiyorum çünkü film, bu felaketi ve etkilerini yavaş yavaş keşfetmenizi istiyor.

Çiftimizin başına gelen şeyin İspanya'nın şu anki durumu için bir metafor olarak kullanıldığını, ve filmin asıl amacının siyasi bir mesaj vermek olduğunu düşünüyorum.

Film bir tiyatro uyarlaması ve büyük çoğunluğu tek mekanda geçiyor. Diyalogda teatral bir hava var, bu kimilerini rahatsız edebilir. Benim içinse başarılı oyunculukları ve atmosferi ile Yesterday Never Ends, çok etkileyici bir film.

Vahit:
İki kişinin etkileyici ve dramatik düeti. Başlarından geçen önemli bir olay yüzünden ayrılan çiftin beş yıl aradan sonra tekrar buluşmaları ve bu buluşmalarındaki çatışmalarını, iç dökmelerini anlatıyor film. Çiftlerden biri acısını içine atarak hayatına devam etmeyi, diğeri ise olayın olduğu yerde kalıp her anında bunu yaşamayı tercih etmiş. Bu iki karşıt duruşun, neredeyse sürreal bir ortamda hesaplaşmalarını izliyorsunuz.

Isabel Coixet, bütün filmi iki kişinin üzerine kurarak büyük bir risk almış. Ama oyuncuların birbiriyle uyumu o kadar iyi ki filmde başkasına ihtiyaç duymuyorsunuz. Çiftin yaşadığı özel durum üzerinden ekonomik krizin İspanya ve bütün dünya üzerinde yarattığı büyük yıkıma ilgi çekmek istemiş. Bunda da başarılı olduğunu söyleyebiliriz.

Coixet film sonunda yaptığı konuşmasında açık açık bir ödül beklediğini de esprili bir şekilde belirtti. Umarım film hakkettiği ilgiyi görür ve Berlinale boyunca verilecek ödüllerden birisine kavuşur.

http://www.imdb.com/title/tt2393440


13 Şubat 2013 Çarşamba

Berlinale 2013 - Festival İzlenimlerimiz

Berlinale 2013


Filmden Filme ekibi olarak 2013’te Berlinale’ye katılmaya karar verdik. Yaptığımız plan hem festivali birkaç film izleyerek tatmayı hem de Berlin’i görmeyi kapsıyordu. Sinemaya, tarihe ve de lezzete doyduk diyebiliriz. Bu yazı sadece sinemaya doyduğumuz kısmı kapsıyor.

Berlin Şubat ayını tamamen bu festivale ayırmış. Havaalanında Berlinale afişleri ile karşılanıyorsunuz. Trenler, sokaklar, bütün billboardlar festival ile ilgili afişlerle süslenmiş. Şehre yaklaştıkça festival heyecanı insanı iyice sarıyor.

Bilet alma süreci biraz ilginç. En son 2001 yılında İstanbul Film Festivali'nde gişeden bilet almıştım. O yüzden de online bilet alma konusunda biraz inatçı davrandık. Beklentimizin aksine biletleri online temin etmek pek de kolay değil. Biletlerin sadece %10’u piyasaya sanal ortamda sunuluyor. Bu biletler de gösterimi olacak seansın 3 gün öncesinde saat 10’da satışa çıkıyor. Yani uçak biletlerini ve oteli ayarlayabilsen bile istediğin filmlere gidememe ihtimalin var. Almanya’da bunun fırsat eşitliği adına yapıldığı söylense de uluslararası bir film festivalinin uluslararası izleyicileri için farklı bir yöntem bulunabilir.

Her neyse, 4 Şubat’tan itibaren bilet avına başladık. Günlerimiz zaten kısıtlı olduğu için çok seçici davranmaya çalıştık. Saat 10’da satışa çıkan biletler 10:01’de tükeniyordu, bu yüzden de çok atik davranmak veya ısrarcı bir şekilde sayfayı yenilemek gerekiyordu. Üniversite hayatımızda online ders seçmenin kazandırdığı tecrübeyi kullanarak başarıya ulaştık.

Berlin’e vardığımız ilk gün hemen gidip biletlerimizi İnternet gişesinden kolayca aldık. Biletleri alırken normal satış gişesini gördüğümüzde online alma konusunda ısrarcı olmamızın faydasını anladık. Her gişenin önünde 500 küsür kişilik sıra vardı. İnsanlar belki de alamayacakları biletler için sessizce bekliyordu. Hoşuma gitti bu kültür ama o sırada ben bekliyor olsaydım aynı şekilde hoşuma gider miydi bilemiyorum.

Aldığınız biletlerin koltuk numarası yok, devasa 1500 - 2000 kişilik salonlarda güzel yer yakalayabilmek için bir saat önceden gitmekte fayda var. Bir saat önceden içeriye almıyorlar ama sıraya girip bekliyorsunuz, kapılar açılıp içeri girdiğinizde biraz acele edip stratejik bir yer bulmaya çalışıyorsunuz. Sıra eğer güzel bir şekilde kurulabildiyse kesinlikle bir itişme kakışma olmuyor ama küçük salonlarda olan filmlerde bazen bu sıra kaynayabiliyor.

Festivalin gerçek kırmızı halısı Berlinale Palast’ta bulunuyor. 5 katlı, 1600 kişi kapasiteli bir sinema salonu. Orada bir filme bilet aldığınız zaman, bütün ünlülerin yürüdüğü kırmızı  halı üzerinde siz de yürüme şansı yakalıyorsunuz. Bütün kameralar, fotoğraf makineleri ve fanlar sizi izliyor. Kendinizi ünlü gibi hissetmiyorsunuz belki (kimse sizinle fotoğraf çektirmiyor veya röportaj yapmıyor haliyle) ama o halıda yürümek ve salona doğru gitmek gerçekten keyif verici. Birçok filme yönetmen ve oyuncular katılıyor, filmin sonunda izleyicilerin sorularını yanıtlıyorlar. Bu da filmi sizin için daha bir özel kılıyor.

Sonuç olarak Berlinale bir sinemaseverin tatması gereken bir fantezi. Berlin’de yaşamadan buna ulaşmak gerçekten zor ve pahalı ama yine de Berlin için değer diye düşündük biz. İzlediğimiz filmler ile ilgili görüşlerimiz bir sonraki yazıda. Bizi okumaya devam edin.


4 Şubat 2013 Pazartesi

63. Uluslararasi Berlin Film Festivali - Berlinale 2013


63. Uluslararasi Berlin Film Festivali


Almanya’nın soğuk havasını kırıp karların arasından çıkan Altın Ayı’nın evi Berlin, bir kez daha büyük bir buluşmaya hazırlanıyor. Dünyanın en çok seyirci çeken ve en önemli ikinci önemli film festivali sayılan Berlinale; 22 tane sinemada, onlarca salonda 7 – 17 Şubat arası dünyanın her yanından yaklaşık 300 bin takipçisiyle buluşuyor.

Bu sene jüri başkanlığı Wong Kar Wai’ye teklif edildiğinde, filminin yarışmadan çıkartılması pahasına bu büyük onuru memnuniyetle kabul etti. Yarışma bölümünde 20 film bulunuyor. Juliette Binoche, Matt Damon, Jude Law, Catherina Zeta-Jones gibi çok ünlü ve bilindik ismi barındıran filmlerin yanısıra; Kazakistan’dan, Rusya’dan ve daha bir çok farklı ülkeden katılacak olan, unsuz ama bir o kadar da Berlinale’ye imzasını atabilecek film yarışıyor. Takip edenler bilir, Altın Ayı’yı bugüne kadar iki buçuk Türk Filmi kazandı. Susuz Yaz filmi 1963’te , 0.5 olarak saydığım Duvara Karşı filmi 2004’te ve Semih Kaplanoğlu’nun Bal filmi 2010’da festival’in 60. yılında Altın Ayı’ya ulaştı. Bu sene yarışan filmlerin arasında Türk yapımı bir film bulunmuyor.

Festival yarışma dalı dışında 9 tane ayrı (alt kategorileriyle toplam 16) kategoriyi barındırıyor. Bunların arasında deneysel, sanat filmleri, Alman filmleri, belgeseller, çocuklara veya gençlere yönelik yada onları konu alan, yemek üzerine dallar bulunuyor. Her sene festivale yenilik katmaya çalışan festival yönetimi bu sene de yemek üzerine gösterdiği filmlerin ardından  katılımcılarına Michelin yıldızlı ünlü şeflerin elinden çıkan bir menü sunuyor.

Yıllardır gitmeyi istediğim ama bir şekilde denk getirip de gidemediğim festivale sonunda bu sene Onur ile beraber katılacağız. Filmin programı 28 Ocak’ta açıklandı ve biletler 4 Şubat’ta satışa sunuldu. Bu kısa süre içerisinde bütün filmleri incelemek ve bizim orada olacağımız günlerde iyi filmleri denk getirebilmek bizi biraz zorladı. 4 gün Berlin’de kalacağımızı düşünecek olursak hem Berlin’in tadını çıkartmak hem de festivalin havasını koklayıp güzel bir kaç filmi yakalamak epey iddialıydı. Şimdilik orada bulunduğumuz süre boyunca 3-4 filme gitmeye karar verdik. Eğer bilet bulursak ve hava beklediğimizden daha soğuk olursa bu sayıyı radikal bir şekilde arttırabiliriz. Festival sonrası izlediğimiz filmlerin değerlendirmesini buradan yayınlamayı düşünüyoruz.