13 Şubat 2013 Çarşamba

Berlinale 2013 - Festival İzlenimlerimiz

Berlinale 2013


Filmden Filme ekibi olarak 2013’te Berlinale’ye katılmaya karar verdik. Yaptığımız plan hem festivali birkaç film izleyerek tatmayı hem de Berlin’i görmeyi kapsıyordu. Sinemaya, tarihe ve de lezzete doyduk diyebiliriz. Bu yazı sadece sinemaya doyduğumuz kısmı kapsıyor.

Berlin Şubat ayını tamamen bu festivale ayırmış. Havaalanında Berlinale afişleri ile karşılanıyorsunuz. Trenler, sokaklar, bütün billboardlar festival ile ilgili afişlerle süslenmiş. Şehre yaklaştıkça festival heyecanı insanı iyice sarıyor.

Bilet alma süreci biraz ilginç. En son 2001 yılında İstanbul Film Festivali'nde gişeden bilet almıştım. O yüzden de online bilet alma konusunda biraz inatçı davrandık. Beklentimizin aksine biletleri online temin etmek pek de kolay değil. Biletlerin sadece %10’u piyasaya sanal ortamda sunuluyor. Bu biletler de gösterimi olacak seansın 3 gün öncesinde saat 10’da satışa çıkıyor. Yani uçak biletlerini ve oteli ayarlayabilsen bile istediğin filmlere gidememe ihtimalin var. Almanya’da bunun fırsat eşitliği adına yapıldığı söylense de uluslararası bir film festivalinin uluslararası izleyicileri için farklı bir yöntem bulunabilir.

Her neyse, 4 Şubat’tan itibaren bilet avına başladık. Günlerimiz zaten kısıtlı olduğu için çok seçici davranmaya çalıştık. Saat 10’da satışa çıkan biletler 10:01’de tükeniyordu, bu yüzden de çok atik davranmak veya ısrarcı bir şekilde sayfayı yenilemek gerekiyordu. Üniversite hayatımızda online ders seçmenin kazandırdığı tecrübeyi kullanarak başarıya ulaştık.

Berlin’e vardığımız ilk gün hemen gidip biletlerimizi İnternet gişesinden kolayca aldık. Biletleri alırken normal satış gişesini gördüğümüzde online alma konusunda ısrarcı olmamızın faydasını anladık. Her gişenin önünde 500 küsür kişilik sıra vardı. İnsanlar belki de alamayacakları biletler için sessizce bekliyordu. Hoşuma gitti bu kültür ama o sırada ben bekliyor olsaydım aynı şekilde hoşuma gider miydi bilemiyorum.

Aldığınız biletlerin koltuk numarası yok, devasa 1500 - 2000 kişilik salonlarda güzel yer yakalayabilmek için bir saat önceden gitmekte fayda var. Bir saat önceden içeriye almıyorlar ama sıraya girip bekliyorsunuz, kapılar açılıp içeri girdiğinizde biraz acele edip stratejik bir yer bulmaya çalışıyorsunuz. Sıra eğer güzel bir şekilde kurulabildiyse kesinlikle bir itişme kakışma olmuyor ama küçük salonlarda olan filmlerde bazen bu sıra kaynayabiliyor.

Festivalin gerçek kırmızı halısı Berlinale Palast’ta bulunuyor. 5 katlı, 1600 kişi kapasiteli bir sinema salonu. Orada bir filme bilet aldığınız zaman, bütün ünlülerin yürüdüğü kırmızı  halı üzerinde siz de yürüme şansı yakalıyorsunuz. Bütün kameralar, fotoğraf makineleri ve fanlar sizi izliyor. Kendinizi ünlü gibi hissetmiyorsunuz belki (kimse sizinle fotoğraf çektirmiyor veya röportaj yapmıyor haliyle) ama o halıda yürümek ve salona doğru gitmek gerçekten keyif verici. Birçok filme yönetmen ve oyuncular katılıyor, filmin sonunda izleyicilerin sorularını yanıtlıyorlar. Bu da filmi sizin için daha bir özel kılıyor.

Sonuç olarak Berlinale bir sinemaseverin tatması gereken bir fantezi. Berlin’de yaşamadan buna ulaşmak gerçekten zor ve pahalı ama yine de Berlin için değer diye düşündük biz. İzlediğimiz filmler ile ilgili görüşlerimiz bir sonraki yazıda. Bizi okumaya devam edin.


Hiç yorum yok:

Yorum Gönder