26 Temmuz 2013 Cuma

Where Do We Go Now? (2011) - Et maintenant on va où?


Et maintenant on va où? (2011)



Havaların olağan dışı güzelliğinden mütevellit, şimdi drama çekilmez diyerek başladığımız kaliteli romantik/komedi arayışına, son yıllarda hepsinin sanki aynı formülle yazılmışçasına benzer ve tanıdık (botokslu) yüzlerle dolu olduğuna kanaat getirip son verdik. Uzun zamandır listemde olan ve bugün ne izlesek oylamalarında bir şekilde kenarda köşede kalmayı becermiş, orjinal ismiyle "Et maintenant on va où?", Türkçesiyle “Peki şimdi nereye?” olan 2011 yapımı Nadine Labaki filminde karar kıldık. Yönetmenin tarzını anlamak için 2007’de çektiği ve uluslararası arenada ismini duyuran “Sukkar Banat/Karamel”filmini bu filmden önce izlemek istesem de bir türlü kısmet olmadı. Genç (ve oldukça güzel) Lübnanlı yönetmen hikayelerinde, kadınların sosyal hayat üzerindeki etkilerini muzip bir dille işlemeyi ve filmlerinde şahsen boy göstermeyi seviyor.

"Et maintenant on va où?" tür olarak komedi drama, ve bu iki zıt öğeyi iç içe, ustaca işleyişiyle takdiri hak ediyor. Aslında, “Peki şimdi ne halt edeceğiz?” filmin ismi için daha doğru bir tercüme. Film boyunca da yenen türlü türlü haltları izliyoruz zaten. Kadınların, hiç de edilgen olmadıkları, erkeklerin bir anlık düşüncesizliklerinin kadınların ömür boyu dramlarına dönüştüğü -kuru- bir toprakta, hayatta en az hasarla kalma çabaları filmin komedi unsurunu oluşturuyor. Film, bir köyde yas kıyafetlerine bürünmüş kadınların mezarlıktaki danslarıyla açılıyor, öyle ki bu köyde bir sevdiğini kaybetmemiş kadın yok gibi. Dikkatli bakınca, birbirlerine kenetlenmiş bu kadınlarının kimisinin Müslüman, kimisinin de Hristiyan olduğunu görüyoruz: işte bu da hikayenin temel taşını oluşturuyor. Filmin en büyük artısı bu düaliteyi son derece tarafsız bir dille ele alışı. Kavganın ve kardeşliğin çok ince bir çizgiyle ayrılmış olduğu bu köyde, kanı kaynayan delikanlıları ve intikam isteyen orta yaşlı amcaları tutma görevi kadınlara düşüyor. İnce zekaları, öngörüleri ve ilahi işaretlerle! örgütlenen bu zavallı ama güçlü kadınların hikayesini keyifle izlemek de bize.

Filmin başında köy halkının isteyince birbirleriyle çok da iyi geçinebildiğini tanıdık bir televizyon sahnesiyle görüyoruz. Bu benzerliği, burada Vizontele’den esinlenme olduğuna değil, bu coğrafyalarda yaşananların benzer olmasına yoruyorum. Nitekim, bu hikayeyi alıp, din çekişmelerini mezhep ya da ırka çevirip rahatça bir Doğu Anadolu köyüne uyarlayabilirsiniz. Çocuklarına “anneciğim” diye seslenen, hamarat, çalışkan ve cefakar kadınlar sadece Lübnan’a özgü değil. Barış adına kendi önceliklerini ve acılarını unutarak bir araya gelen bu kadınların film boyunca giriştikleri birbirinden yaratıcı “unutturma” çabaları ve en önemli değerleri olan komşuluğu koruma yolunda din adamlarını da saflarına çekip attıkları adımlar bir bardak çay ve humus eşliğinde seyredilesi.

Labaki’nin senaryosunu Rodney Al Haddid ve Thomas Bidegain ile birlikte kaleme aldığı film oskar alamasa da Toronto Uluslararası Film Festivali’nde “People’s Choice” (“Halkın Seçimi”) ödülünü kazandı. Her ne kadar türlerinin arasında adı geçmese de filmin öteki bir artısı müzikal karakteristiği. Yumuşak bir Arapça’yla seslendirilmiş melodik şarkılar ve göze batmayan koreografiler filmle büyük bir uyum içerisinde. Özellikle haşhaşlı şarkı kişisel favorim. Bu filmi izleyince Nabaki’nin bu Eylül’de sinemalara gelecek yeni filmi “Rock the Casbah”ı dört gözle bekleyeceğinize garanti veriyorum.

Yönetmen: Nadine Labaki
Türü: Komedi, Dram
 Et maintenant on va où?
(2011) on IMDb






24 Temmuz 2013 Çarşamba

Kon-Tiki (2012)



Joachim Ronning ve Espen Sandberg’in yönettiği Kon-Tiki 2012 yılının en başarılı Norveç yapımı olarak kabul ediliyor. Altın Küre ve Oscar Akademi Ödüllerinde en iyi yabancı film dalına aday olan film, 1947 yılında Thor Heyerdahl’ın tezini kanıtlamak uğruna yola çıktığı serüveni konu alıyor.

Maceraperest bilim adamı, Polenezya’ya 1500 yıl önce ilk yerleşenlerin Asyalı değil Perulu olduğu tezini, diğer bilim adamlarına ve akademik yayıncılara kabul ettiremeyince, bunu kanıtlamak için Peruluları aynen taklit ederek yola çıkmaya karar veriyor. Beş kişilik ekibiyle beraber o zamanın şartları dikkate alınarak inşa ettikleri sal ile Peru’dan yola çıkıyorlar. Hedef 4500 kilometrelik mesafeyi sadece deniz akıntılarıyla ve rüzgarın yardımıyla tamamlamak.

Gerçek hikayeyle neredeyse birebir örtüşen film, başarılı görsel efektlerle süslenip, seyircinin çok keyifli vakit geçirmesini sağlıyor. Filmin, baştan sona sürükleyiciliğini kaybetmeyen, oyunculuğun yeterince iyi olduğu eski tip macera filmlerine benzetilebilecek bir havası olduğunu söyleyebilirim. Karakterler üzerine belki çok derinlemesine çalışılmamış ve yoğunlaşılmamış ama maceranın kendisi zaten yeterince doyurucu.

Filmi izlerken ara ara aklıma Life of Pi (2012) filmi de gelmedi değil. İkisi de okyanusun ortasında inanılmaz bir görsel şöleni barındırırken, heyecanı ve etkileyiciliği son ana kadar devam ettiriyor. Belki de tek farkları birisinin istenerek çıkılan gerçek bir yolculuğu, diğerinin kaza sonucu ortaya çıkan kurgusal hayatta kalma macerasını konu edinmesi.

Altın Küre ve Oscar’a adaylığı, gişedeki başarısı ve eleştirmenlerin olumlu değerlendirlemeleri sonucu yönetmenler Hollywood’a Karayip Korsanları 5 filmini çekmek üzere tekrar (2006 yılında Bandidas adlı Penelope Cruz’lu, Selma Hayek’li bir filmleri varmış) transfer oldular. Burada da denizde yakaladıkları başarıyı devam ettirmelerini umarım.

Bu arada filmi izledikten sonra konu ile araştırma yapmamak elde değil, mutlaka açıp Heyerdahl ve ekibinin yaşamını okuyorsunuz. Bir yandan da Heyerdahl macerasını 1950 yılında belgeselleştirmiş ve kamuoyuna sunmuş. National Geographic’in de konuyla ilgili çekilmiş bir belgeseli var. Çok yorucu olmayan sürükleyici macera filmi arıyorsanız ilgi çekici Kon-Tiki macerasini izlemenizi tavsiye ederim.

Türü: Aksiyon, Biyografi, Macera
 Kon-Tiki
(2012) on IMDb